Kitap Evi - Enis Batur


Kitabın Adı: Kitap Evi
Yazar: Enis Batur
Yayınevi: Sel Yayınları
Basım Tarihi: Aralık 2014 (4. basım)
Sayfa Sayısı: 135
Kafamı çok karıştıran bir kitap oldu Enis Batur'un Kitap Evi romanı. Kitabı sevip sevmediğim ona hangi açıdan baktığıma göre 180 derece değişiyor. Biliyorum biraz karışık anlattım ancak kafam karışık, sebebi tamamen bu :) Şöyle anlatayım. Kitap roman kategorisinde piyasaya sunuldu. Ancak 135 sayfalık bu kitap roman havasından çok deneme tadında geçiyor. Öyle ki kitabın ilk bölümünde Enis Batur kitaplar hakkında o kadar güzel bir sohbete dalıyor ki sizinle, bir an hikayeyi unutup, bir kahve alıp orada Enis Batur'un size dedikleri hakkında yorum yapmak, sohbet etmek istiyorsunuz. Evet Enis Batur ile diyorum, çünkü o sohbet sırasında hikayeden öyle kopuyorsunuz ki, sanki yazar ile sohbete koyulduğunuzu düşünüyorsunuz. Bu, kişisel görüşüm olarak, benim romandan beklentimin dışında bir durum. Kitaba roman olarak bakacaksam konusunun ilginç olmasına rağmen, sevemedim. Ancak eğer kitaba roman gözüyle bakmadan okursam, ana hikayeye çok bel bağlamazsam, Enis Batur'un kaleminden oldukça keyif aldım.

Kitabın konusundan kısaca bahsedip, tekrar kendi fikirlerime döneyim. Orta yaşlarda bir yazar/yayıncı baş kahramanımız. Bir gün kendisine bir avukat ulaşıyor ve kimliğini açıklamadığı ancak "Beyefendi" olarak hitap ettiği bir kimsenin kendisine Dragos'ta bir kitap evini miras olarak bıraktığından bahsediyor. Kahramanımız içinde gelgitler yaşasa da kitaplara olan aşkı aşır basar ve bu mirası kabul eder. Bahsedilen kitap evi aklınıza gelen türde kitap satışı yapılan bir yer değil, Beyefendi'nin yüzbini aşkın kitaptan özenle eleyip otuzdörtbin dolayında kitap için oluşturduğu candan bir mimari. Kitap Evi dışında bir de kitap okuma odası da mirasa dahildir. Kitabın romana daha yakın türde yazılmış ikinci kısmında kahramanımızın kitaplar arasında dolaşırken hissettikleri, düşündükleri ile keyifli bir yolculuğa çıkıyor, pek çok değerli yazarın ismi ve eserleriyle hayal dünyamızı süslüyoruz.

Ancak gelgelelim yine benim kişisel görüşüme, bu kitap bir roman değil. En fazla türler arası bir eser diyebilirim ben bu kitap için. Enis Batur aslında oldukça güçlü bir kalem, bu kitapta bunu bilerek mi yaptı, bilerek yaptıysa neden "roman" olarak nitelendirme ihtiyacı duydu? Ayrıca konu tam ortasında bölünmüş bana kalırsa. Beyefendi kim? Neden bu mirası bu adama bıraktı? Beyefendi burayı neden bu şekilde dizayn ettirdi? Vs vs vs.. aklımda onlarca soru kaldı. Keşke konu bunların, en azından bir kısmının, cevaplarını bulabileceğimiz şekilde devam etseydi, Enis Batur'un aralara serpiştirdiği denemeleri o zaman o kadar gözüme batmazdı.

Bir de kitabın içinde bir bölüm sadece benim değil, gördüğüm kadarıyla pek çok okurun dikkatini çekmiş. Tartışma konusu olacak bir tanımlamaya imza atıyor Enis Batur. Şöyle yazmış;


Kitap, eninde sonunda, ne olursa olsun, gene de, her şeye karşın eril dünyanın nesnesidir.”

Enis Batur'u yanlış anlamaktan kaçınmak adına bu cümlede ne demek istediğini uzun uzun düşündüm. Hatta araştırdım acaba benim gibi merak eden birileri sorup cevabını almış mıdır diye ama bir yanıt alamadım. Bir röportajında Enis Batur şu şekilde cevap vermiş;

"Daha önce başka bir bağlamda söylediğimi tekrarlayacağım: Yanlış anlaşılmamak elimizde değildir! Sizin de pek güzel değindiğiniz gibi, üstelik dört edatla kuşatılmış olmasına karşın, yargım tersten okunabildi işte. Nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, sözümün arkasındayım, çünkü tartımlı biçimde ifade edilmiştir –dikkati elden bırakmadan okuyana tabii! Beni orada “seksist” bir yaklaşıma bağlayanlar için “insaf” sözü yeterlidir."


Sizi bilmem ama benim açımdan yeterli bir yanıt değil bu. Üstelik bana göre Enis Batur dört edat kullanıp bu savını daha da kuvvetlendirmiş. Kitapta da geçtiği üzere bayanların sadece ayakkabı kutuları yer kaplamıyor evlerinde. Hala Enis Batur cidden ne demeye getirdi bu cümleyle diye düşünüyorum. Kitabın ilerleyen kısımlarında da beni tatmin edecek hiçbir açıklama bulamadım bu konu üzerine.

Lafı fazla uzatmayayım, eğer "Ben kurguyu fazla aramıyorum, kitaplar üzerine konuşmak, düşünmek, biraz da sohbet etmek istiyorum." diyorsanız, kitabı gerçekten tavsiye ederim. İçinde birbirinden değerli yazarlara, kayıp eserlere atıfta bulunulması bile başlı başına bir güzellik! Ancak dediğim gibi, roman değil, deneme tadında..

Kitaba Puanım 
"Belli bir süre içinde, nasıl olduğunu anlamaya fırsat bulamadan, Virginia Woolf'un sözünü uyarlarsak duruma, "kendinize ait bir mekan" saymaya başlardınız o kitabevini; içeride, benzerlerinizle karşılaşmanın yarattığı özel bir huzur koşulu hüküm sürerdi; bir de size benzemediğini, dahası tanıdığınız hiç kimseye benzemediğini düşündüğünüz bir kaç aykırı müdavim görürdünüz orada, zaman içinde bütün gizlerine değilse bile bir bölüğüne yaklaşma şansına erişir, ayağınızın alışmasından doğan mutluluğu perçinlerdiniz." 

"Bir defasında, büyük kişisel kitaplıkların sahipleriyle söyleşiler yapan gazeteci, ileride kitaplarımı bir kuruma bırakmayı tasarlayıp tasarlamadığımı sormuştu. Duraksamadan "hayır" dedim ona: "Ölümümden sonra kitaplarım dağılsın istiyorum." " 


"Sıkı çift yaşamının serpilerek sürmesi için ruh uyumu, ten uyumu yetmez, kafa denkliği de şarttır benim gözümde; yoksa güdükleşir ilişki, en iyi niyetle vazgeçilmez bir alışkanlığa dönüşür."


"Son yıllarda, hem yurtiçinde, hem yabancısı olduğum ülkelerde, sahaflardan, ikinci el kitap satıcılarından işittiğim ortak saptama cümlesi, genç müşteri sayısının gitgide düştüğünü anlatıyor. İstatistik verilerin tersi bir sonuç işaret ettiğini biliyoruz. Okur nüfusu büyüyor, yayımlanan ve satan kitap sayısında gözle görülür artış sözkonusu, sanal ortam okuma alanı handiyse sonsuza dek geniş-neden, öyleyse, o ortak cümle düşmüyor ağızlardan?" 


"Okumanın ayrılmak, içeriye çekilmek olduğunu söylememiş miydim, eminim en az bir kez söylemişimdir. Bütün evren kenarda durur, okurken. Bir kitabın sayfaları arasına daldığınızda, ötekiler, sesleri ve sözleriyle kaybolurlar. Aydınlık, ılıman, korunaklı bir diyardasınızdır; karanlık, sert, ürkütücü bir yazının harfleri gözünüzün önünden akıyor olsa bile. Ondandır, ışığınızı söndürüp başınızı yastığa koyduğunuzda, sizi kuşatan gerçek dünyanın yerini daha gerçek bir dünyanın alacağını bilirsiniz. Böyle okumamışsanız hiç, siz henüz yaşamamışsınız demektir." 


Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder