Canım Aliye Ruhum Filiz - Sabahattin Ali


Kitabın Adı: Canım Aliye, Ruhum Filiz
Yazar: Sabahattin Ali
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Tarihi: Temmuz 2014 (3. Baskı)
Sayfa Sayısı: 157
Bu sefer farklı türde bir kitapla geldim sizlere. Sevengül Sönmez'in, Sabahattin Ali'nin eşine ve kızına mektuplardan derleyerek oluşturduğu "Canım Aliye, Ruhum Filiz". Bir nevi Sabahattin Ali'nin iç dünyasına konuk oluyoruz. Tahmin edebileceğiniz üzere eleştiri ya da inceleme yapmanın pek mümkün olmayacağı türde bir eser olmuş. Bunun yerine değerli yazarımızı farklı bir yönde tanımaya, yaşadıkları direkt onun kaleminden dökülen satırlarla dinlemeye fırsat buluyoruz bu güzel kitapta.

İlk olarak "nişanlı Sabahattin"in kalbinden kalemine dökülen mektuplar karşılıyor bizi. Bu zaman içindeki mektuplar buram buram aşk kokuyor, özlem kokuyor. Hatta evlilik tarihleri yaklaştıkça işin içine tutku da giriyor. Nişanlılık dönemlerine ait mektuplardan bir kaç alıntıyı aşağıda bulabilirsiniz;


Kitaba Puanım 4/5

"Dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir. İlk bakışta insana kurnazlık ve akıllılık gibi görünen hakikatte aptallıktır. Çünkü dünyada bir insanın başka bir insanın yardım ve alakasına muhtaç olmadan yaşaması mümkün olamayacağına, hatta en kötü hayvanlarda bile birbirlerine yardım hissi mevcut bulunduğuna göre, sadece kendini düşünmek ve başkalarının da böyle yapmasını istemek kendi kendisinin kuyusunu kazmaktır." (sf 11)

"Ben fena kız değilim, senin meyus olmayıp saadetin için hayatımı şimdi fedaya hazırım diyorsun. Aliye, bana böyle şeyler yazma... Sonra ben sana deli gibi aşık olurum." (sf 17)


"Sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin. Ben bu kadar bol hayat ve saadet yağmuru altında kendimi unutmuş gibiyim. Şimdi ömrümün bir tek gayesi var: bir gün evvel sana kavuşmak, seni kollarımın arasına almak, güzel, tertemiz yüzüne saatlerce, senelerce hiç doymadan bakmak." (sf 25)


"Gözlerimi kapadığım zaman senin hayalini görüyorum diyorsun. Ah Aliye, ben gözlerim açıkken bile hep seni görüyorum." (sf 35)


Kitabın ilerleyen kısımlarında Sabahattin Ali ve Aliye Hanım evlenirler ve çocukları Filiz dünyaya gelir. Evliyken birbirlerinden uzak kaldıkları zamanda yazılan mektuplarda da Sabahattin Ali'yi eş ve baba olarak tanıma imkanını buluyoruz. Yalnız buradan sonraki mektuplar yaşadıkları sıkıntıların ve aile olmanın sorumluluğundan olsa gerek, nişanlılık dönemlerindeki kadar yoğun yansıtmıyor aşk duygusunu. Ama Sabahattin Ali'nin eş ve baba olarak ne kadar sorumlu ve düşünceli bir insan olduğunu görüyoruz. Kitabın sonlarına yaklaşırken benim biraz içim buruldu açıkçası. Özelikle tarihler 1948'i gösterdiğinde hayatın ne kadar kısa olduğunu anladım bir kere daha. Ölümünden yaklaşık 2 hafta önce eşine yazdığı mektupta şaka yoluyla eşine iltifat ederken bunun ona yazdığı son satırlar olabileceği aklından geçmiş midir acaba? Hayatın kısa olduğu ve mutlu olma imkanını yakalamış isek ona sımsıkı tutunmamız gerektiğini hissettim son mektubu okurken..


Kitapla ilgili olarak eleştiri değil de bir temennide bulunabilirim ancak. Keşke Aliye Hanım ve Filiz'İn de bu mektuplara yazdıkları cevapları da okuyabilme şansımız olsaydı.


Sabahattin Ali'yi edebi kişiliğinin yanısıra bir aşık, bir eş, bir baba olarak da tanımak isterseniz,"Canım Aliye, Ruhum Filiz" bu isteğinizi sonuna dek karşılayacak.

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder