Yeraltından Notlar - Fyodor Dostoyevski


Kitabın Adı: Yeraltından Notlar
Orjinal Adı: Notes From Underground
Yazar: Fyodor Dostoyevski
Çeviren: Leyla Şener
Yayınevi: Antik Dünya Klasikleri
Basım Tarihi: Ocak 2015 
Sayfa Sayısı: 125
Kimi yazarlar ya da kimi kitaplar vardır, hakkında bir söz edeceğim zaman iki kere düşünüp, sözcüklerimi iyice tartıp ölçmem gerektiğini düşündüğüm. Şu an hem yazar için hem de kitap için bu duygular içerisindeyim. Dostoyevski benim kaleminin gücüne hayran olduğum, belli aralıklarla kitaplarını tekrar tekrar okuduğum bir duayen. Yazar hakkkında bir şeyler söylemenin gereksiz olduğunu düşünyorum. Edebiyatla içli dışlı olmasa da algıları açık her insanın, eserlerini bilmese de adını duyduğundan emin olduğum bir yazar Dostoyevski. Gerek dünya çapındaki saygınlığını, gerekse benim kişisel hayranlığımı göz önüne aldığımızda, şu an klavyemden çıkacak her kelime, aklımın süzgecinden defalarca süzülerek parmaklarımın ucuna gelen, özenle seçilmiş kelimeler olduğunu söyleyebilirim.

Dostoyevski, "Hasta bir adamım ben.. İçi hınçla dolu, sevimsiz bir adam." diyerek başlıyor kitaba. Karakterimizin nasıl biri olduğunu ilk satırda öğreniyoruz. Ruhen yeraltında yaşayan bir adamın sayıklamaları kaleme alınmış. Kahramanımızın hayata karşı, düzene karşı haykırışlarını ama o düzenden kopamayışını, dönüp dolaşıp kendini o şiddetle karşı durduğu dünyanın bir parçası olarak bulduğu anları, sonrasında kendisinden nefret edişlerini, pişmanlıklarını, yaşadığı ezikliği kendi kaleminden okuyoruz. İlk bölümde kahramanın kafasının içinden geçen düşüncelerin bu kadar açık ve keskin cümlelerle gözler önüne serilmesi, ikinci bölümü daha rahat anlamamıza fazlasıyla yardımcı oluyor.

İkinci bölümde, ilk bölümün aksine kahramanın başından geçen olaylar, içine düştüğü durumlar ve ruhundaki dalgalanmalar mükemmel bir şekilde aktarılıyor. Aslında şiddetle karşısında durduğu o düzene ayak uydurmaya çalışmak, bir parçası olabilmek için türlü türlü sıkıntılara girerek kendini zora sokuyor, o düzen içindeyken de bundan ne kadar nefret ettiğini bilmesine rağmen neden böyle davrandığını düşünerek ezik bir karakter olduğu hakikatiyle yüzleşiyor. Bu da onun içindeki hırsı, nefreti katbekat arttırıyor ve yalnızlığına gömüleceği dünyasına hızla geri dönüşüne neden oluyor.

Kitabın geneline hakim olan bir özellik ise, karakterin diyaloglarına çok az yer verilmesidir. Genel olarak onun zihninin en karanlık köşelerinde dolaşıyor, gizlediği kapıları açıyor ve aslında onun kadar keskin, şiddetli ve saplantılı olmasa da her birimiz içimizde yaşadıklarımızdan, aklımızdan geçen düşüncelerden birer parça bulabiliyoruz. Bir nevi toplumun geneline geniş bir ayna tutuyor kitap.

Bilindiği üzere kitap 1864 yılında yani Rusya'da köleliğin feshedilmesinden 3 sene sonra basıldı. Kitapta da ana mekan St Petersurg. Bu şehir rastgele ya da popülerliğinden yararlanılmak istendiği için seçilmiş bir şehir değil. Dostoyevski o dönemde edebi yeteneği ile aslında çok farklı noktalara parmak basmıştır. O dönemde St Petersburg'da oluşmuş olumlu havaya, yine aynı dönemde ortaya çıkarılan ve bu olumlu havadan nasibini almış ütopik kitaplara, Yeraltından Notlar ile cevap vermiştir Dostoyevski. Aslında görüldüğü gibi iyimser bir tablonun olmadığını yeraltından haykıran karakteri ile haykırmıştır. Bir de benim kitap hakkında şöyle bir düşüncem var ki, bu denli hezeyanları olan bir kahraman ortaya koymak, onun hislerini bu kadar açık ve net bir şekilde anlatabilmek, bu kadar dibe vurmuşluğu yaşamasa da benzer şeyleri yaşayıp hissedebilmiş bir insanın kaleminden çıkabilir. Sanki yeraltından kendi kaleme almış bu hikayeyi, o kadar ayrıntılı fikir ve ruh analizine girebilmiş Dostoyevski kitabında.

Uzun lafın kısası; okuyun, okuyun, okuyun! Hatta zaman zaman hakkında yazılmış inceleme yazılarını okuyup tekrar okuyun. Her defasında kendinize kahramanın başka düşüncelerinde başka başka yerler bulabileceğinize eminim!

Kitaba Puanım 4/5

"Duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa, kendimi parçalayacak değilim tabii! Ama önümde duvar var diye de ona boyun eğmeyi kabullenemem." (sf: 16)

"İnsan, hedefe ilerlemeyi sever, ulaşmayı değil. Bu da şüphesiz gülünçtür. Zaten gülünç varlıktır insan. Ama iki kere iki dört formülü de dayanılmaz şey doğrusu. Bana kalırsa iki kere iki dört, büyük bir küstahlıktır ve etrafa tükürükler saçan, elleri belinde, yolkesen bir külhanbeyinin ta kendisidir. İki kere iki dördün mükemmelliğine inanmıyorum; fakat ondan daha üstün olduğuna inandığım şey, iki kere ikinin beş etmesidir." (sf: 35)

"Siz, sonsuza dek varlığını sürdürecek bir sırça saraya inanıyorsunuz; gizlice de olsa dil çıkarıp nanik yapamayacağınız bir saray... Ben ise bu saraydan, sırça olduğu ve yerle bir edilemeyeceği için gönlümce hiç nanik yapamayacağımdan korkuyorum. Yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, belki ıslanmamak için oraya girerim; beni yağmurdan koruduğu için kümesi saray olarak göremem. Gülerek, böyle bir durumda sarayla kümes arasında bir fark olmayacağını söylüyorsunuz. Evet, eğer hayat gayemiz ıslanmamaksa size katılıyorum." (sf: 37)

"Tanıdığım hiç kimseye benzemiyordum, hiç kimse de bana benzemiyordu. "Onlar beraberler, ben ise yalnız başımayım," diye düşünüyordum derin derin." (sf: 48)

"Etrafınıza şöyle bir göz gezdirin! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız." (sf: 124) 

Keyifli okumalar =)
Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder