Bir Cİhan Kafes - İclal Aydın


Kitabın Adı: Bir Cihan Kafes
Yazar: İclal Aydın
Yayınevi: Artemis Yayınları
Basım Tarihi: Mayıs 2013 (1. Baskı)
Sayfa Sayısı: 331

Selamlar!

Bugün İclal Aydın'ın Bir Cihan Kafes kitabı ile blogdayız!

3 kadın, 3 kırık kalp, 3 yaralı ruh. Samire, Yaşar ve Lorin. Bir beddua ve bu üç kadının hayatına sirayet eden mutsuzluk. 

Hikayeyi genel olarak bir anlatıcının ağzından dinliyoruz. Anlatıcının Newyork'ta bir kilisede ağlayan genç bir kadını görmesi ile başlar ve böylelikle Lorin'in hayatına adım atarız. Kim bu kadın, neden ağlıyor? Hepsine ilerleyen sayfalarda cevap buluyoruz.

İlk olarak daha küçücük, saf bir kız çocuğu olan Samire'nin hayatının orta yerinde buluyoruz kendimizi. Köyde kendi halinde yaşayan minik Samire ile Ethem'in karşılaşması, Samire'nin bir küçük yumurta için gözlerinden akan yaşlar, Ethem'e ettiği beddualar. O bedduaların kendi hayatını sarıp sarmalaması.. Kırılan yumurta için delice ağlayan Samire, ablası için hayatını gözünü kırmadan ateşin orta yerine bırakan Samire, çocuk gelin Samire, aldatılan kadın Samire, anne iken anne olamayan Samire, çocuk olarak ölen Samire. Samire'yi tek bir kelime ile nitelendirmem mümkün değil, o bunların hepsi ve belki de çok daha fazlası.

Daha sonra Yaşar çıkıyor karşımıza. Hikayenin en sert karakteri. Kalbi ve ruhu taşa dönmüş, ne tam kendi olabilmiş ne de bir başkasına dönüşebilmiş. Daha doğduğu gün kötü kaderinin esiri olmuş bir kadın Yaşar. Anne nedir bilmemiş bu yüzden kendi çocuğuna da anne olamamış bir kadın o. Yıllar sonra hayatının orta yerine dalan babası hayatının hep en kritik zamanlarında ona sınırlar çizmiş, eli kolu bağlanmış bir kadın o. Bu sert görüntüsünün, sert duruşunun ardında paramparça bir kalp, darmadağın olmuş bir ruh var. Acısını kalbine gömmüş ama hala ilk günki gibi o acıyla yanan Yaşar. Yoluna devam etmiş, güçlü kalmayı başarmış olsa da içinde bir enkaz barındıran Yaşar. Kalbinde babasına olan sevgisinin ve öfkesinin savaş verdiği bir kadın. Yaşar şöyle anlatmış babası için düşündüklerini;

"Sen neler yapmışsın bize baba? Sevgin direğimiz, üzerimize saldığın korku çatımız olmuş meğer. Mutsuzluğumuzdan örülü bir devlet yaratmışsın hepimize. Sen en çok beni severdin ya. En çok beni köle yapmışsın kendine."

Ve en sonunda da Lorin ile tanışıyoruz. Kendi tabiriyle göklere çıkarılıp oradan boşluğa bırakıverilmiş bir kadın Lorin. Yaşadığı hayal kırıklıklarının altında ezilmiş, nereye sığınacağını bilemeyen bir kadın. Başarılı, özgür ve kendi ayakları üzerinde duran bir kadın, bir erkek yüzünden nasıl dibe batıyor onun öyküsünü görüyoruz Lorin'de. Yıllarca elleriyle tek tek tuğlalarını ördüğü hayatı ağır bir darbe alır ve Lorin bu enkazın orta yerinde buluverir kendini.

Hikaye üç farklı zamanda anlatılıyor ve bu üç kuşak kadının hikayesi iç içe harmanlanıyor. Her birinin hikayesinde kendimden parçalar buldum, okurken düşündüm, kendi aldığım kararları sorguladım. Bazen ben de bu hatayı yaptım dedim, bazen de ben olsam böyle yapardım diye eleştirdim hikayedeki kadınları. Ama İclal Aydın o kadar güzel ve sade bir anlatımla yazmış ki kitabı, kimi zaman yıkıntıların arasında kalan Lorin oldum, kimi zaman kalbi buz kesmiş Yaşar, kimi zaman da aklı da ruhu da çocuk gibi saf kalmış Samire. Yazımın başında da dediğim gibi okumanızı tavsiye ettiğim bir kitap.


Kitaba Puanım 4/5

"Bir insanın yumruğu kadardır kalbi, derler. Demek ki kalbin kadar insansın. Avcunun içine düşen kalp kadar merhametin..." 

"Yaşamak dediğim zaten uzun bir uyku.. Bütün bunların hepsi bir rüya zaten..." 


"Kadın duaları!.. O dualara ne çok gözyaşı karışır. Ve ah, o gözyaşları! "Bir damlanın ağırlığı ne kadar olabilir ki?" diye düşünür insan. Oysa tartıya gelmez ağırlıktadır bazıları." 


"Çünkü hep öyle yaşadım. Başka birinin hikayesi gibi..." 


"Bu kadın hiç yeterince sevilmemiş, diye düşündüm. Kıymeti hiç bilinmemiş. Kim bilir hangi öküzler nasıl üzdüler bu kadını?" 


"Küçük ayaklarından çoraplarını çıkardılar; siyah kınaları sıvadılar. Küçük avuçlarını açtılar; yeşil kınaları buladılar. Ayaklarını sardılar çaputla sıkı sıkı... Ellerini sardılar çaputlarla sıkı sıkı... Kırmızı kuşakla belini bağladılar sıkı sıkı... Sıkı sıkı bağladılar Samire'nin bütün hayatını. Bağladılar çocukluğunu..." 


"İnsan kızgınlığı, nefreti unutuyor. Bir tek pişmanlığı unutamıyor. Pişmanlığım benimdir zira. Hür irademle yaptığım seçimlerin neticesidir." 


"Fırtına herkesin başında eser ama sadece bazılarının çiçekleri dökülür." 


"Ne çok yaramı açık ettim sana. Bile bile..Şimdi giderken yine yaralarımdan vurursun sen beni." 


"Yalnızlık bu hastalığın en korkunç halidir..." 


Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder