Bülbülü Öldürmek - Harper Lee


Kitabın Adı: Bülbülü Öldürmek
Orjinal Adı: To Kill a Mockingbird
Yazar: Harper Lee
Çeviren: Ülker İnce
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Basım Tarihi: Eylül 2014 (2. Basım)
Sayfa Sayısı: 357
1930'ların Amerika'sı, ırkçılık, ırkıçılığa karşı olan ve tek başına iki çocuk büyütmeye çalışan avukat bir baba.. 

Kitapta olayları 1930'larda ilkokula yeni başlayan küçük bir kız çocuğu olan Scout'un gözünden izliyoruz. Scout ağabeyi Jem ve babası Atticus ile Alabama Eyaleti'nin Maycomb kasabasında yaşamaktadır. Kitaptaki hikaye Scout'un ağzından anlatıldığı için oldukça yalın ve akıcı bir dil kullanılmış. Bir çocuk gözü ile kasabada yaşanan olaylara şahit oluyor; onun gözüyle, düşünce tarzıyla, şaşkınlıkları ve masumluğu ile konu içerisinde ilerliyoruz.


İlk kısımda Scout ve ailesi hakkında bilgi ediniyor, kasaba halkının ve onların günlük yaşamlarını görüyoruz. Özellikle Scout, Jem ve arkadaşları Dill'in mahallelerinde yaşadığı çocukça maceraları Scout'un dilinden dinliyoruz. Üç afacanın en büyük eğlenceleri mahallede efsane haline gelmiş Boo Radley'i görebilmek için yaptıkları türlü oyunlardır. O yaşlarda oynadığımız oyunları düşününce birden çocukluğuma gitmedim desem yalan olur. Ufak şeyleri bile kendi kafamızda abartıp efsaneleştirir, sonra kendi kurgumuza kendimiz inanırdık! Çocuk olmak böyle bir şey, kendi hayal dünyan ile gerçekleri harmanlayıp onu yaşamak! Tabi başlarda Boo hikayesinin neden anlatıldığını düşündüm, çünkü kitabın ana konusu ırkçılıktı ve çocukların oyunlarının bunlarla ilişkisini kuramamıştım. Kitabı okumaya devam etmek lazımmış bunun için :) Kitabın bu bölümünün tadı bir başka, tekrar küçük bir kız çocuğu olup Scout'a eşlik ettiğimi hissettirdi kitap bana. Farkında olmadan ne büyük yüreklere sahip olduğumuzu hatırladım. Ve bu masumluğun büyüklere ne dersler verebildiğine şahit oldum. Çocukları "sen küçüksün aklın ermez" şeklinde geçiştirmek yerine keşke çocuk kalıp onların gözüyle yaşamayı öğrenebilsek dedirtti bu kitap bana.


Kitaptaki ana konu ise, beyaz bir genç kıza tecavüz ettiği iddia edilen bir zencinin mahkemesi. Zenci vatandaşın avukatlığını Atticus Finch üstlenmiş ve bu durum toplum arasında dedikodu malzemesi haline gelmiştir. 1930'larda Amerika'daki mevcut ırkçılık durumunu düşünürsek, Atticus ve çocuklarının toplum tarafından gördüğü baskının boyutu yadsınamaz. Üstelik bu baskı sadece Atticus'a değil, ilkokul çağındaki çocuklarına dahi yapılmakta. Scout'un hikayenin bu kısmını anlatırken yaşadığı kafa karışıklığı, neden böyle bir ayrım yapıldığını anlamayan o temiz ruh hali beni çok etkiledi. Üstelik bence bu kitap çocuk yetiştirirken nelere dikkat edilmesi konusunda çok güzel örnek teşkil edecek yan fikirleri de barındırıyor. Atticus gibi bir ebeveyn çocuklarına temelde iyi insan olmanın yeterli olduğunu aşılarken, kasabada yaşayan ailelerin ırkçı politikalarına eşlik ederek büyüyen çocuklar da kendi ebeveynleri ile aynı hayat görüşüne sahip birere birey haline geliyorlar. Ve Atticus'un çocukları ile diğer insanlar arasındaki fark gözle görülebilecek kadar büyük bir hal alıyor.

Mahkemede ne oldu derseniz, sanırım tahmin etmek çok zor olmayacaktır. O dönemlerde siyah-beyaz ayrımı o kadar ciddi boyutlardaymış ki, beyazların aleyhine bir karar çıkması şaşırtıcı olurdu.

Kitapta bana kalırsa en can alıcı noktalardan biri,
Kitabın yayımlandığı 1960'larda 1930'lardaki kadar olmasa da ırkçılık gündemde olan bir konu idi. Harper Lee'nin kanayan yaraya parmak basmış olması ve özünde tüm bu ayrımların saçmalıktan ibaret olduğunu çocukların gözünden bize aktarması oldukça başarılı ve yerinde olmuş.

Kitap ve yazar hakkında son bir bilgi verip, alıntılarla devam edeyim :) Şimdilerde 89 yaşında olan Harper Lee 55 sene sonra kitabın devamını yazıyor. bülbülü Öldürmek'in devamı olarak piyasaya çıkacak olan "Go Set a Watchman" birkaç ay içerisinde kitapçılardaki yerini alacak. Bu kitapta Lee, ilk kitabın ana karakteri Scout'un yetişkinlik dönemlerini anlatmış. Şimdiden heyecanla beklediğimi belirteyim :)


Kitaba Puanım 4/5

"ama bazen bir adamın elindeki İncil babanın elindeki viski şişesinden daha tehlikeli olabilir." (sf: 59)


"Başınızı dik tutun, yumruklarınızı da indirin. Kim size ne derse desin, sinirlerinize hakim olun. Değişiklik olsun diye, kafanızla mücadele edin... öğrenmeye dirense de kafa denen şey iyi bir şeydir." (sf: 98)


"Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir. İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır." (sf: 117)


 "..ama başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim.Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır. (sf: 135) 


"İnsanlar etraflarında kendilerinden daha çok şey bilen birini çevreleri de görmekte hoşlanmazlar. Sinirlenirler. Doğru konuşarak onları değiştiremezsin, kendileri öğrenmek istemelidir, onlar öğrenmek istemiyorlarsa bir şey yapamazsın,ya çeneni kapar ya da onlar gibi konuşursun." (sf: 159) 


Keyifli okumalar =)

Sitting Panda

Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder