Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig


Kitabın Adı: Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Orjinal Adı: 24 Stunden Aus Dem Leben Einer Frau
Yazar: Stefan Zweig
Çeviren: Mahmure Kahraman
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Tarihi: 2015 (1. Baskı)
Sayfa Sayısı: 71

Dün paylaştığım Satranç kitabının hemen ardından bir başka Stefan Zweig kitabını daha sizlerle paylaşmak istiyorum, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat.

Yazar hakkında düşüncelerimi Satranç kitabı hakkındaki yazımda belirttiğim için bu yazıda yazara pek değinmeden kitaba giriş yapmak istiyorum. Stefan Zweig yine oldukça akıcı bir bir solukta okunacak bir öyküye imza atmış. Açıkçası kalbime dokunan bir kitap oldu. Yirmi dört saat içinde bir erkeğin bir kadının hayatında yıllar süren iz bırakması ve o kadının yıllar sonra olan biteni anlatırken ruhundaki acıyı bu kadar katıksız aktarması oldukça etkileyiciydi.

Kitap, bir pansiyonda başlıyor. Bir grup tatilcinin olduğu bir pansiyona fiziken oldukça dikkat çeken Fransız genç yerleşir. Kısa sürede tüm tatilcilerin sevgisini ve ilgisini kazanan bu genç birden pansiyondan ayrılmıştır ve kimse nereye ne zaman gittiğini bilmemektedir. Ancak tuhaf olan şudur ki genç pansiyondan ayrılırken yanında eşi ve ii çocuğu ile pansiyonda konaklayan 30lu yaşlarındaki Madame Henriette'i de götürmüştür. Tahmin edebileceğiniz gibi az misafiri olan pansiyonda bu olay büyük yankı bulur ve insanlar kendi aralarında olayı tartışmaya başlarlar. Herkes Henriette'yi suçlarken öyküyü bize anlatan kahramanımız şiddetle onu savunur. Konuşmaları uzaktan izleyen 60lı yaşlarındanki Mrs C. bu savunma karşısında konuya dahil olur ve öyküyü anlatan kahramanız ile aralarında dostane bir ilişki başlar. Bir kaç gün sonra Mrs C, Henriette'yi savunan bu adama bir şeyler anlatmak istediğini söyler ve odasında buluşurlar. İşte bu andan itibaren Mrs C 20 yıl önce başından geçen bir olayı anlatır ve bir kadının nasıl da duygularının esiri olarak 24 saat içinde tüm ömrüne gölge olacak olayların esiri olabileceğini bizlere aktarır. Biz de Mrs C. ile o günleri tekrar yaşıyor ve hissettiği acıyı ruhumuzun derinlerinde hissediyoruz.

Kitabı bitirdiğimde aklımdan geçen ilk düşünce, bir insan nasıl oluyor da bir çırpıda okunacak kadar az sayfada bu kadar yoğun duygular hissettirebiliyor. Mrs C'nin hissettiği tutku resmen ete kemiğe bürünmüş ve karşınızda duruyor hissediyorsunuz. Sanırım Zweig olmak böyle bir şey! 

Tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.


Kitaba Puanım 5/5

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder