Satranç - Stefan Zweig


Kitabın Adı: Satranç
Orjinal Adı: Schachnovelle
Yazar: Stefan Zweig
Çeviren: Tansu Gürsel
Yayınevi: İthaki Yayınları
Basım Tarihi: 2015 (2. Baskı)
Sayfa Sayısı: 75

Yazar Hakkında:

Roman, şiir, öykü, deneme ve oyun gibi farklı türlerde yetkin ürünler veren yazar, Viyana’da doğdu. Avusturya, Fransa ve Almanya’da öğrenim gördü.1913’te Salzburg’a yerleşti. 1934’te Nazilerin baskısı yüzünden bu kentten ayrıldı. Önce İngiltere’ye, 1940’ta da Brezilya’ya göç etti. 1942’de karısıyla birlikte intihar etti. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu ilgi onu derin karakter incelemelerine götürmüştü. Önemli denemeleri arasında Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi konu aldığı Drei Meister (1920; Üç Büyük Usta); Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’yi incelediği Der Kampf mit dem Dämon (1925; Kendileriyle Savaşanlar) ile Casanova, Stendhal ve Tolstoy’la ilgili Drei Dichter ihres Lebens (1928; Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar) sayılabilir. Yazara ün kazandıran bir başka yapıtı Sternstunden der Menschheit’tır (1928; Yıldızın Parladığı Anlar). Zweig ayrıca Joseph Fouché, Marie Antoinette ve Mary Stuart’ın nesnellikten çok sezgiye dayanan biyografilerini yazmıştır. Çok sayıda yapıtı arasında Verwirrung der Gefühle (1925; Karmaşık Duygular) adlı bir öykü kitabıyla, Ungeduld des Herzens (1938; Sabırsız Yürek) adlı bir psikolojik romanı da mevcuttur.

Arka Kapak Yazısı:

Fakat insanoğlu satrancı yalnızca bir oyun olarak adlandırmakla aşağılayıcı bir kısıtlama yapmış olmuyor muydu? O aynı zamanda bir bilim, bir sanat değil mi?

Yorum: 

Peş peşe iki Stefan Zweig kitabı bitirmiş olmanın mutluluğu ile başlıyorum bu sefer. İlk kitabımız kendi küçük ama bırakacağı izler büyük olan bir Satranç. Kitaplar ile az çok ilgisi olan herkesin adını duymuş olduğunu düşünüyorum. Stefan Zweig, II. Dünya Savaşı sırasında, savaşın ruhunda yarattıklarına daha fazla dayanamamış ve karısı ile birlikte bu acılara bir son vermek düşüncesi ile intihar etmiş büyük bir yazar. O anki ruh halini, yaşadıklarını, hissettiklerini bilmek imkansız, lakin keşke daha fazla eser bırakabilseydi diye düşünmeden de edemiyor insan.


Kitaba gelecek olursak. Stefan Zweig'in güçlü kalemi öykünün her noktasında kendini hissettiriyor. Aslında sadece kalemini değil, ruh halini de görüyoruz. Satranç Zweig'in intihar etmeden önce yazdığı son öykü. Bu nedenle dünya edebiyatında yeri ayrıdır. Böylesine büyük bir üstadın zihninden kaleminin ucuna dökülen son kelimeleri okuduğunu bilmek insanı bir tuhaf  yapıyor. Nazi devrinde yaşadıklarını, ruhuna işlemiş olan o acıları ilmek ilmek örmüş kelimelerle Zweig. Öykü basit, yormayan ama son derece sürükleyici bir kurgu yapısına sahip. Öyküde başlıca iki karakter ve bu iki karakterin buluşmasında aracılık sağlayan ve bize hikayeyi aktaran bir yan karakter bulunuyor. Karakterlerimizden biri küçük yaşta babasını kaybetmesinin ardından köyün papazı tarafından yetiştirilmiş, günlük hayatta ya da eğitim hayatında zeka eksikliği fazlasıyla olan ancak tesadüf eseri satranca akılamaz yatkınlığı olan Czentovic. Kader bu küçük ve akli yönden zayıf çocuğun yüzüne öyle bir gülmüş ki elinde olan tek yeteneği onu ileri yaşlarında dünyanın en büyük satranç ustası haline getirmiş.

Bir diğer kahramanımız ise öykünün temelini oluşturan. Dr.B. Eski bir avukat olan Dr. B ve Czentovic'in yolları uzun bir gemi seyahatinde karşılaşır. Zweig öykünün büyük bölümünde Dr. B'nin kendi hayat hikayesini anlatmasına yer vermiş. Bana kalırsa içinde bulunduğu ruh halini Dr. B üzerinden anlatmış, kapana kısılmışlık, çaresizlik, tutunacak bir umut aramak, karamsarlık.. Dr. B, Nazilerin fiziki işkenceleri yerine psikolojik işkencelerine maruz kalmış biri. Aylarca kapısı kilitli, penceresi demir parmaklıklı ve içinde neredeyse hiç bir şey olmayan bir odada yaşamaya zorlanmış, insan sesine ve yüzüne aç bırakılmış, psikolojik baskı altında kendisinden bilgi edinilmeye çalışılmış bir insan. Verdiği bu psikolojik savaş sırasında tesadüfen çalabildiği bir kitap sayesinde belki de hayatı kurtulmuş biri. Ele geçirdiği satranç kitabı onu hayata bağlamış aynı zamanda hayalinde oynadığı satranç oyunları sayesinde farkında olmadan muhteşem bir satranç ustası yapmıştır. 20 yıldır eli satranca dokunmamış, sadece hayallerinde yarattıkları ile satrancı öğrenmiş Dr. B ile hayatını satranç şampiyonluğundan kazanan Czentovic'in yolları kesişir. Öykünün kalanını da kitaptan okumanızı tavsiye ederim. 

Dünya Klasikleri içinde aklımda en çok yer eden öykü olduğunu düşündüğüm Stefan Zweig'in bu eserini muhakkak okumanızı tavsiye ediyorum. Zweig'in zekasına bir kere daha hayran kaldım. Belki bir başka yazarın yüzlerce sayfada anlatacağını, yaratacağı etkiyi 75 sayfada insanın içine mühür gibi işliyor. Her zaman ki gibi kitaptan bir kaç alıntı ile bitiriyorum :)

“Dizleri titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın art arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynini alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu.”

"Sadece tek bir fikre saplanıp kalmış her türden saplantılı kişiler hep ilgimi çekmişti; çünkü birisi kendini ne kadar kısıtlarsa, kendisine değil, tam tersine, sonsuza daha yakın olur; gerçeklerden aleni bir şekilde uzak bu tipler, kendilerine dünyanın küçük ölçekli tek ve olağanüstü versiyonunu inşa etmek için kendi malzemelerini kullanan akkarıncalara benzer."

''Bize hiçbir şey yapmadılar, bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey, insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz."

"Suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta."

"Bütün yontulmamış varlıklarda olduğu gibi onda da gülünç bir kendini beğenmişlik vardı."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Comment
    Facebook Comment

2 yorum: