Sinklerin Tanrısı - William Golding


Kitabın Adı: Sineklerin Tanrısı

Orjinal Adı: Lord of the Flies
Yazar: William Golding
Çeviren: Mine Urgan
Yayınevi: Kültür Yayınları
Basım Tarihi: Mayıs 2014 (25.Baskı)
Sayfa Sayısı: 261


Sanırım okuduğum en ilginç kitaplardan biri desem yeridir diyerek başlamak istiyorum. Bunda Mina Urgan'ın hem çevirisinin hem de son söz yazısının etkisi büyük kanımca. Kitabı bitirip üzerine son sözü de okuyunca çok daha geniş bir açıdan harmanlayabiliyor insan kafasındakileri. Kitabın konusuna geçiş yapmadan önce kendisi de bir eğitmen olan Golding'in masumiyetin simgesi olan çocuklar üzerinden tüm bunları anlatmayı seçmiş olması oldukça ilgimi çekti, belirteyim.


Gelelim kitabımıza. Üstünkörü bir bakışla kitabın, genel konusu itibarıyla eğer okuduysanız Mercan Adası'na çok benzediğini görebilirsiniz. Issız bir ada ve bu adadaki çocukların maceraları. Hatta iki kitabın baş kahramanlarının ismi dahi aynı. Ancak düştükleri ıssız adada İngiltere'nin benzerini kuran demokratik Mercan Adası çocuklarının aksine, Golding bir başına kalan çaresiz çocukların içindeki vahşeti konu edinmiş. Kitabımızda atom savaşı sırasında yaşları 6-12 arası değişen bir grup çocuğu daha güvenli bir bölgeye nakletmekle görevli olan bir uçak düşürülür. Pilot ve diğer görevliler ölür. Hayatta kalan çocuklar ise kendilerini ıssız bir adada bulurlar. Ve olaylar başlar...İlk etapta iki ana grup görülür, bir grubun başında Ralph, diğerinin başında Jack. Hayatta kalabilmek adına birlik olunması gerektiğine karar verilir ve bu iki grup bir araya gelerek Ralph'i oy birliği ile şef seçerler. Çocuklar aralarında iş bölümü yapar; kimileri barınak kurmakla, kimileri avlanmakla, kimileri de ufuktan geçebilecek herhangi bir gemi olması ihtimaline karşı adanın tepesinde yaktıkları ateşi kontrol etmekle görevlidirler. Başlarda demokratik bir işleyişin görüldüğü adada işler zamanla değişir. Güç, hırs, iktidar kavramları insanoğlunun genlerinde kodlu olduğundan daha çocuk da olsalar kendi başlarına hayata tutunmaya çalışan bu küçük insanların içinde de ateşlenir. İki baskın karakter Ralph ve Jack karşı karşıya gelir ve hikayenin sonlarına doğru av-avcı konumu ortaya çıkar.


Golding'in bu kitabına ıssız adaya düşen çocukların hayatta kalma mücadelesi olarak bakmak büyük haksızlık olur. Dediğim gibi özellikle Mina Urgan'ın son sözünü okuyunca kafanızın içinde bir takım farklı şimşekler çakmıyor değil! Öncelikle mekan olarak ıssız bir adanın seçilmiş olmasına bakalım. Neden ıssız ada? Golding'in bu seçimdeki amacı karakterleri dış dünyadan izole etmek ve her türlü etkileşimin kesildiği zaman insanın özüne dönüp, içinde barındırdığı duyguları açığa vurmasını sağlamak! Gelelim ikinci soruya. Neden İngiliz? E malumunuz demokrasinin beşiği denince akıllara İngiltere geliyor. Böyle bir ortamda yetişen çocukların demokrasi ve ilkellik arasında bölünmelerini okuyoruz Golding'in kaleminden. Üçüncü soruya gelirsek, neden çocuk? İlk başta da dediğim gibi tüm kültürlerde çocuk masumiyet demek. Böylesine masum olarak görülen varlıkların yalnız kaldıklarında, karar verme hakkını tamamen ellerinde barındırdıklarında, bir kontrol mekanizmasından uzaklaştırıldıklarında neler olabileceğini en çıplak hali ile görüyoruz.

Ben kitabı çok beğendim. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kitaptan bir kaç alıntı ile yazıyı bitirmek istiyorum;

Kitaba Puanım 4/5

"Oynamak hoştu ve yaşamları öylesine doluydu ki, umuda gerek duymuyorlar, umudun ne olduğunu unutuyorlardı." (Sf: 65)

“Eğer bir yüz üstten ya da alttan ışık aldığına göre değişiyorsa, neydi bir insan yüzü? Her şey neydi?” (Sf: 91)


"Bizden başka canavar yok belki.." (Sf: 105)

"Birinden korkunca ondan nefret edersiniz ama boyuna da düşünüp durursunuz onu. Kendi kendinizi aldatırsınız; aslında kötü değildir dersiniz. Ama onu görünce, tıpkı nefes darlığına tutulmuş gibi olursunuz, soluk alamazsınız." (Sf: 111)

"En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır..." (Sf: 158)

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder