Bir Demlik Düş - Murat Gülen


Kitabın Adı: Bir Demlik Düş
Yazar: Murat Gülen
Yayınevi: Minval Yayınevi
Basım Tarihi: Mayıs 2015 (1. Baskı)
Sayfa Sayısı: 208
Bir süredir sosyal medyadan takip ettiğim bir yazardı Murat Gülen ve yeni kitabı olan "Bir Demlik Düş"ü oldukça merak ediyordum. Sonunda okuma fırsatım oldu.  Murat Gülen oldukça genç bir yazar, yanılmıyorsam bu ikinci kitabı ama sosyal medyadaki paylaşımlara bakıldığında bu kitap için pazarlama çalışmaları çok daha fazla ve başarı ile gerçekleştirilmiş. Biz de bu vesile ile çıktığı bu yolda kendisine başarılar dileriz. (Darısı başıma..)

Kitabın önce kapak tasarımından bahsetmek istiyorum. Kitabın konusu ile çok bağdaştırdım ben kapak tasarımını. Düşlerinde şehirde dolaşan Murat'ı temsilen, kitabın adında şehrin silüeti, ve bu yolculukta ona eşlik eden Mine'yi temsilen de kız çocuğunu görüyoruz. Kapağı ilk gördüğümde de oldukça beğenmiştim, kitabı okuyup konuya da hakim olunca daha da çok sevdim.

Gelelim kitabımızın konusuna. Anlatıcı olarak karşımızdaki karakter Murat. Murat, üniversite bitirmiş bir genç. Ancak Türkiye'nin gerçeklerinden sıkılmış olacak ki, düşlerinden bir dünya kurmuş kendisine. Biz de Murat'ın düşler aleminde bir gecesine eşlik ediyoruz. Murat bu dünyaya geçiş yaptığında yolda bir takım insanlarla karşılaşır ve hepsi ile sohbet eder. Biz de onun bu sohbetlerine şahit oluruz. Her bir karakter başından geçen trajik olayları anlatır Murat'a ve daha sonra hepsi kendi yoluna devam eder. Benim en çok kalbime dokunan, çocuk yaşta evlendirilmiş olan küçük kızın başından geçenler oldu. Tabi aslında bu insanlar rastgele seçilmiş insanlar değildir. Hepsi Murat'ın çocukluk aşkı Mine'ye çıkar. 

Peki Mine kimdir?

Murat'ın kavuşamadığı çocukluk aşkı..Mine 10 yaşında iken bir kaza sonucu vefat etmiştir ve bu düşler Murat'ın yolunu Mine'ye çıkarmıştır. İşte bu kavuşma yıllardır cevap bulamamış soruları ve birikmiş duyguları gün yüzüne çıkarır. Olan biten her şeyi Murat ve Mine'nin ağzından dinleriz. Tabi bu düş yolculuğunda her şey güllük gülistanlık değil. Murat ve Mine'yi bu yolculukta zorlu bir oyun beklemektedir. Devamı kitapta :)

Peki ben ne düşünüyorum kitap hakkında?

Açıkçası oldukça beğendim. Özellikle Murat ve Mine karşılaştıktan sonra hikaye insanı daha çok içine çekiyor. Taşlar yerli yerine oturmaya başladıktan sonra daha keyifli hale geliyor kitap. Malum konu "düş" olunca, ağdalı cümleler bekliyordum. Murat Gülen bu cümleleri oldukça dozunda kullanmış ki bu bence çok büyük bir artı. Bu tür cümlelerin ayarı kaçınca insan okuduğu metinden bir şey anlamaz hale gelebiliyor. 

Yazarın kitapta kendi hayatından da kesitler sunduğunu düşünüyorum. Çünkü kimi satırlar öyle ki, yaşamamış bir insan bu satırları kaleme alamaz. Bunun yanı sıra güncel olaylara da kapamamış algılarını yazar. Sanırım kitabı okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Bir takım isyan duygularının dışa vurumu olduğunu düşündüğüm kısımlar var kitapta.

Ayrıca pek çok duygu vardı kitapta yıllar içinde süzgeçten geçirilerek demlenmiş ve bizlerin önüne sunulmuş; özlem, yarım kalan aşklar, cevap bulamamış sorular, anne olmak, baba olmak, aldatılmak, yarım kalmak, hayatın elinden çalınması, aşık olmak, hayal kurmak... Bütün duyguları harmanlamış Murat Gülen. Ben kitabı okurken oldukça keyif aldım. 

Keşke şöyle olsaydı dediğim iki nokta var kitap ile alakalı. Birincisi; kitap bir noktadan sonra Murat ve Mine'nin diyaloğu halinde ilerliyor. Kimi zaman Murat anlatıyor kimi zaman da Mine. Bazı kısımlarda Murat'ın anlattıkları biz okuyucular için oldukça anlamlı olsa da, karşısında duran 10 yaşında bir çocuk içi ağır kalmış. Çocuğa anlatıldığını düşünerek biraz daha sade, kolay ve çocuğa yönelik bir dil kullanılabilirdi bazı kısımlarda. Diğer bir nokta ise kitabın içindeki çizimlerle alakalı. Tek başlarına bu çizimlerden oldukça hoşlandım. ancak yetersiz kaldığını düşünüyorum. Keşke bu çizimlere daha fazla yer verilseydi. bunlar da nazar boncuğu olsun kitabın diyelim :)


Kitaba Puanım 3/5


"Biz yalnızlaştıkça, düşlerimiz o kadar kalabalıklaşıyordu. Biz ne kadar ölsek, hayatımız o kadar anlamlaşıyordu."


"Toplum; tüm 'an'larımızın seri katili, 'ne düşünür'ler ise onun itaatkar işbirlikçileridir."


"Her şeyi zamana bıraktık, en büyük hatamız bu oldu, biliyorsun."


"Her kadının hayatında, kendi 'öz'ünden 'yasak'lanmış bir 'elma' vardır. Fakat her kadının içinde, elini o 'yasak'lıya cesurca uzatmış bir Havva vardır."


"Külkedisi masalı bizde olsaydı, prens o ayakkabıyı cuma pazarında 50 liraya okuturdu. Pamuk Prenses bizde olsaydı, cüceler çoktan prensese tecavüz etmiş ve mahkeme onlar için beraat kararı almıştı. Kırmızı Başlıklı Kız'ın annesi izdivaç programında olur, uyuyan güzel ise çoktan porno sektörüne düşerdi."


"Franz Kafka kadar yalnızım."


Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder