Başucumda Müzik - Kürşat Başar


Kitabın Adı: Başucumda Müzik
Yazar: Kürşat Başar
Yayınevi: Everest Yayınları
Basım Tarihi: 2015 (67. Basım)
Sayfa Sayısı: 436

Öncelikle aşk romanlarını sevmem. Bunu belirterek başlamak istiyorum. Ama bu kitapta bana dokunan bir şeyler oldu. Kürşat Başar'ın okuduğum ilk romanı Başucumda Müzik. Tavsiye üzerine okudum, ne yalan çok seveceğimi düşünmüyordum ama oldukça beğendiğimi söylemek istiyorum.

Bir de bana kalırsa kimi kitapların cinsiyetleri vardır. Öyle ki seksist bir yaklaşım bulurum bazı kitaplarda ve bitirdiğimde derim ki bu kitap erkekler içi yazılmış ya da kadınlar için. İşte Başucumda Müzik'i bitirdiğimde bu kitap kesinlikle bir kadın kitabı dedim. O yüzden daha çok kadın okuyuculara tavsiye ediyorum bu kitabı.

Kürşat Başar bu kitabında hikayeyi bir kadının ağzından anlatmış. Erkek olarak kadınsı duyguları bu kadar güzel dile getirmesi beni oldukça etkiledi. Kadına özgü gelgitler, olaylar karşısında verilen kadınsı tepkiler hepsi dozunda aktarılmış. Dili oldukça sade, belki de bu yüzden aşk romanı olmasına rağmen beğendim. Ağdalı cümlelerden uzak, her şey yerli yerinde. Anlatılan yoğun bir aşk olsa da okurken yormuyor.

"Başucumda müzik olmadan uyuyamam." diye başlıyor kitap. 1950-1960'lar döneminde geçiyor hikaye. Genç, güzel, kültürlü, alabildiğine cesur deli dolu bir kadın. Bir dışişleri bürokratı ile evli. Ne yazık ki kalbi yine evli olan dönemin dışişleri bakanına ait. İkisi de evli olan iki kişinin yaşadığı yasak aşk anlatılıyor yani. İkinci kadının ağzından dinliyoruz hikayeyi, onun gözünden bakıyoruz olan bitene. İsimler farklı olsa da kitapta anlatılan aşk Fatin Rüştü Zorlu ile Vesamet Kutlu'nun büyük aşkından esinlenilmiş. Birebir o aşkı anlatmış demiyorum sadece esinlenilmiş. Kürşat Başar okuduğum bir röportajında bu durumu şöyle anlatmış:

"Ben tamamen attım bunu. Birebir olayları ve isimleri kullandığın zaman, ‘‘bu olay böyle değildi, o adam öyle biri değildi’’ diye itirazlar gelecekti. Ben bunu zaten istemiyorum ki, o zaman benim hikayem bozuluyor. Mesela benim anlattığım adam çok yakışıklı bir adam, ama Fatin Rüştü Zorlu öyle bir tip değil."

Bildiğiniz üzere 50'ler ve 60'lar Türkiye'nin politik olaylar açısından karışık olduğu dönemler. Kahramanlarımız da politika ile iç içe olan insanlar olunca kitapta ucundan kıyısından değinilmiş o zamanki olaylara. Politikaya ait olayların yüzeysel anlatılıyor olması sayesinde roman aşk romanı olmaktan uzaklaşmamış.

Anlatıcımız erken bir yaşta kimsenin beklemediği bir anda tanımadığı bir bürokrat ile evlilik yapar ve Amerika'ya yerleşir. Özgürlüğünün peşinden gidip istediği gibi bir hayat kurabileceğine inanır. Ancak işler beklediği gibi gitmez. Dışişleri Bakanı Fuat ile yaş farkına rağmen aralarında inanılmaz bir çekim vardır. Önceleri bir oyun gibi başlayan bu flörtleşme, zaman içerisinde tehlikeli bir hal alır. Ve masum flört yasak ilişkiye dönüşür. Karakterimiz bir süre bu şekilde devam etse de dayanamaz ve eşinden boşanır. Ancak aynı hamle karşı taraftan gelemez. Her şeye rağmen aşkı için ikici kadın olmayı göze alır. Yıllar süren bu aşkta ikinci kadın olan birinin hissettikleri, yaşadıkları, kendini haklı görme çabaları, zaman zaman dibe vurmaları... Hepsi bu kitapta. Okurken yaşanan bu eşsiz aşk dışında iki olay beni oldukça düşündürdü. Anlatıcımızın hayatında çok değer verdiği iki erkek olmuş ve ne tesadüftür ki ikisi de öldüğünde yanlarında olamamış. Bir de pek değinilmese de Fuat'ın eşi ne hissetti, o ne yaşadı bunca zaman ben bunu çok merak ettim. Belki bir gün olayı bu açıdan izleyebileceğimiz bir kitap çıkar belli mi olur?

Başta da belirttiğim gibi aşk romanı sevmesem de kitabı oldukça beğendim. O yüzden duygusal hikayelerden hoşlananlara tavsiye ediyorum. Hatta eğer kavuşamadığınız bir aşk hikayeniz varsa oturup bol bol düşüneceksiniz cümleler üzerinde diyebilirim. Ama tabi bu eleştirmeyeceğim anlamına da gelmiyor. Konu biraz uzatılmış. Yaklaşık 440 sayfalık bir kitap ve bana kalırsa konu maksimum 300 sayfada toparlanıp bitirilmeliydi. Okurken arada bir tekrar düştüğünü hissettim yazarın.

Kitaba Puanım 5/5


"...Çünkü hangimiz günün birinde karşımıza çıkan beklenmedik bir rastlantının, masallarda küçük kahramanımızın karşılaştığı ve bütün macerayı başlatan o sihirli işaret olduğunu anlayabiliriz ki? Bunun nasıl bir rastlantı olduğunu düşünüyorum ve kalbim deli gibi çarpıyor. Sanki yanlış bir şey yapmışım gibi... Sanki hep beklenen ama ne olduğu bilinmeyen bir müjde gelmiş gibi... Sanki bir anda kalabalığın karşısında çırılçıplak kalmışım gibi..."

"Eğer, hayatımızın herhangi bir an'ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken...Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün... 
Herkes aşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu.
Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın."

"İnsan kimi seveceğini seçebilir mi?Seçemiyormuş."

"Bazı şeyler unutulmaz. Yanınızdayken bile özlediğiniz, yanınızdayken bile hatırladığınız biri gibi... Ve bana öyle gelir ki, bütün o dağınıklığa, bütün o bölünmüşlüğe, bütün o hüzne, ayrılışlara, bekleyişlere, bütün o yalnızlıklara ve ne yaparsam yapayım anlatılması, tanımlanması mümkün olmayan özleme rağmen bu, dünyanın en güzel hikayesidir.

"Evet sözcükler güçlüdür ve eğer kadınların kalbine giden bir yol varsa, inanın bana sözcüklerden geçer."

"Küçük bir kız çocuğu olduğum günlerden beri bana hep aynı şeyi söylediler: "Gerçekleri gör!" Evet ama beni mutsuz eden gerçekleri görüp de ne yapayım? Siz ne isterseniz düşünün, ben yalanları severim. Hayalleri, düşleri, kimseye zararı olmayan yalanları..."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder