Nü Peride - Hakan Akdoğan


Kitabın Adı: Nü Peride
Yazar: Hakan Akdoğan
Yayınevi: Aylak Adam
Basım Tarihi: Haziran 2014 (14. Basım)
Sayfa Sayısı: 124
Merhabalar!

"Nü Peride" Hakan Akdoğan'ın ilk romanı. Hakan Akdoğan bu romanı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazanmış. Bu kitabı okumakta neden bu kadar geç kaldım? Hakan Akdoğan'ın kalemi ile neden bu kadar geç tanıştım? Ortalık üç güzel cümle kurdu diye anlamlandıramadığım bir biçimde popüler "yazar"larla dolu iken çevremde neden bu kadar az kişi tarafından biliniyor bu yazar? Kafamda deli sorular?!? Neyse, cevap bulurum belki...

Gelelim kitabımıza.

"Bir elma için değer miydi?"


Nü Peride aşkın romanı, tutkunun romanı! Aşk ve tutku olunca beraberinde intikam da kaçınılmaz oluyor galiba. Osmanlı zamanında yaşamış Halil, Ante, Peride ve Mihriban.. Günümüzde  yaşayan Necati, Nevtan ve Beril...Zamanlar farklı olsa da ortak mekanlarda yaşamış kahramanlarımızın sıradışı hikayesini anlatıyor roman.

Nü Peride bana göre müthiş bir kurguya sahip. Osmanlı zamanında ve günümüzde geçen olayları nasıl bu kadar güzel harmanlamış olduğuna şaşırdım yazarın. Okurken "ee nerde birleşecek acaba bu konular" diye ukalalık yapan ben, bitince "yok artık" (çok kibarım :P ) şeklinde tepki verdim. 


Osmanlı zamanında babasını kaybetmiş ve annesi de İstanbul'u terkedince tek başına kalmış, içe kapanık bir genç, Halil. Halil'in en büyük tutukusu kusursuz bir "Nü" resim çizebilmek. Ancak dönem koşullarında bu imkansızdır, çünkü insan ve hayvan figürleri çizmek yasaktır. Ayrıca "kusursuz bir kadın bedeni"ni zihninde canlandıramamaktadır Halil. Bu isteği git gide önüne geçemediği bir tutkuya dönüşür ve bu sırada Peride ile karşılaşırlar. Peride'ye ve onu nü resmetmek istemesine karşı olan tutkusu öyle bir hal alır ki, Halil geri dönüşü olmayan bir yola girer. Peride ve Halil, Halil'in bu tutkusunun kurbanı olurlar.

Yine aynı zamanlarda aynı çevrede yaşayan Ermeni Ante. Gayrimüslim olan Ante ödemesi gereken vergiden kaçmak adına müslüman olur, ancak kendini bir anda donanmada bulur. Bir savaş sırasında gösterdiği üstün başarı onu kahraman yapar. Vatanına dönen Ante, döndükten sonra tanıştığı Mihriban'ın aşkından deliye dönmüştür. Başına gelen talihsizlikler onu Mihriban'dan ayrı düşürmüştür. Ancak "İnsan gerçek aşk için neler yapmaz ki?" sorusu işte tam bu noktada aklımızda beliriverir. Ante ve Mihriban bu imkansız aşkın esiri olur, Ante Ferhat'ın dağları delmesi misali Mihriban için toprağın altını deler, dehlizler kazar. (sebebi kitapta o kadarını söylemem!)


Osmanlı zamanında yaşanmış bu aşk olaylarından yıllar yıllar sonra, aynı mekanlarda yaşayan üç genç, Necati, Beril ve Nevtan. Çocukluk aşkı Beril'i mutlu etmek için çıktığı ağaçtan düşerek tekerlekli sandalyeye mahkum olan Necati aşk ve intikam duygularının birbirine karıştığı bir ruh hali içine girer. Beril, istediği elma yüzünden sakat kalan Necati'ye yıllardır acıma benzeri bir duygu ile bağlı olmasına rağmen, kalbi Nevtan'dadır. Necati ile Nevtan'ın yolları ise yıllar önce yaşamış Peride sayesinde kesişmiştir. Ama nasıl? O da kitapta :)


Kitabın sonunda bir şey olacağını tahmin ediyordum ama bu kadarını değil. Son 10 sayfayı "yok artık" kelimeleri eşliğinde okudum.

Geç tanışmış olsam da Hakan Aktan'ın kalemini de kurgusunu da çok çok beğendim ve kesinlikle diğer kitaplarını da okuyacağım. Çok temiz bir anlatımı var; yormuyor, anlatmak istediğini net aktarıyor ve akıcı. Böyle bir dil kullanımı böyle bir kurgu ile birleşince bize de kalemine sağlık demek düşüyor. Ama kitabın kapak tasarımını beğenmediğimi söylemek istiyorum, eski hali daha güzelmiş sanki, bilemedim...

Kitaba Puanım 4/5

"Koşsam gücüm yeter miydi? Nefesimi sonuna dek bıraksam havaya! Sıyırıp atabilir miydim yaşadıklarımın tortusunu üzerimden? Ya da koşmak, kaçmak çare miydi kurtulmaya? Kendinden ne kadar uzaklaşabilir ki insan? Nereye gidebilir yaşadıklarını bırakıp? İhanet edebilir mi yaşadıklarına ya da yüzüstü bırakabilir mi geleceğini? Her yere kendisiyle birlikte taşımaz mı içindeki o sinsi acıları? Korkmaz mi yalnızken, terk etmişken ya da terk edilmişken? "


"Sanki kanatlanıp en beklenmedik rüzgarlara karşı dalga dalga uçuyorum
uçuyorum kuş olmuş bir insan gibi mutlu
mutlu içimdeki karabasanları öldürmek adına
çığlık atıyorum göklere
göklerde anlamsız tedirginlikler yok
yok olmalı zaten bunca yüksekte
ama acı mutluluğun kardeşi
kardeşi değil acı mutluluğun içinde gizli hatta
hatta acı mutluluğun ta kendisi."

"Kardan adam oldum burnu havuç gözleri kömür
gel artık havalar ısınınca kardan adamlar ölür."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder