Sana Gül Bahçesi Vadetmedim - Joanne Greenberg


Kitabın Adı: Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Orjinal Adı: I Never Promise You a Rose Garden
Yazar: Joanne Greenberg
Çeviren: Nesrin Kasap
Yayınevi: Metis Kitap
Basım Tarihi: Ekim 2013 (20. Baskı)
Sayfa Sayısı: 282

Merhaba dostlar!

Biraz karanlık ama beni fazlasıyla etkilene bir kitap ile blogdayım bu sefer. Kitabı bitirince neden daha önce okumadım diye kendime epey bir söylendim. Yakın bir arkadaşımın tavsiyesi ile Sana Gül Bahçesi Vadetmedim ile tanıştım, ben de başkalarına gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim.

1964 yılında yazılmış olan kitap ülkemizde Metis Kitap'tan ilk olarak 1989 yılında çıkmış. Adını daha önceleri duymuş olsam da yeni okudum. Normalde maksimum iki günde bir kitap bitiren bendeniz bu kitap ile 1,5 haftalık bir ilişki yaşadım resmen. Sıkıcı mıydı? Kesinlikle hayır! Aksine konusu fazlasıyla ilgimi çekti ancak sanırım psikolojik roman olmasının getirdiği bir etki olsa gerek, konu "ağır"dı. 20-25 sayfa okuduktan sonra aynı gün içerisinde tekrar kitabı elime alamadım. Hatta yanında başka bir kitap daha okuyamadım, bölmek istemedim kafamdaki dünyayı.

Gelelim kitabın konusuna. Kitap, 16 yaşında Deborah ve ailesinin araba içinde akıl hastanesine olan yolculukları ile başlar. Daha ilk sayfadan hikayedeki ağır koku üstüme sindi resmen. Kahramanımız 16 yaşında şizofreni hastası olan bir genç kız. Küçüklüğünden beri aslında belirtiler gösterse de kendisi de dahil herkes "farklı" olduğu maskesi arkasına sığınarak aslında yaklaşan büyük fırtınayı görmezden gelmişler. Erken gelişme göstermiş zekası ve kişiliğinin yanı sıra sanata olan eğilimi ve iç dünyasında aslında fazlasıyla duyarlı bir insan olması onu bu dünyanın gerçeklerinden günden güne uzaklaştırmaktadır. Bir süre sonra aslında hepimizin zaman zaman gereksinim duyduğu "bir yere ait olma" duygusu ağır basan genç kız, aradığı aitliği bu dünyada bulamaz ve gittikçe içine kapanır. Bu içe kapanmalar sonucu kafasında zaman ve mekan kavramı farklı olan, içinde yaşayan varlıklardan tutun da diline kadar gerçek dünyadan çok farklı olan bir dünya yaratır kendisine. Ne var ki, Deborah'ın iç dünyasındaki dünya ile gerçek dünyanın çatışmalarına daha fazla dayanamaz ve ipler kopar. Aslında bir imdat çağrısı niteliğinde varsayabileceğimiz Deborah'ın intihar girişimi gerçekleşir. Genç kız bileklerini kestikten sonra ailesi bir sorun olduğunu kabullenip hastanede tedavi görmesine karar verirler. Deborah hastaneye yerleşir ve Dr. Fried nam-ı diğer Furi ile seansları eşliğinde Deborah'ın iç dünyasına konuk oluruz. İşte kitabın buradan sonrası bizlere bambaşka bir deneyim sunuyor. Dr. Fried'in de dediği gibi bu durum bunu yaşamayan insanlar için sadece tahmin edilebilecek bir şey ve bunu yaşayan kişinin iç dünyasının bu derece gözler önüne serilmesi gerçekten dehşet verici. Kitabı okurken kendimi sık sık Deborah'ın yerine koydum. Aklında kurduğu, hem kraliçesi hem de kölesi olduğu Yr krallığı, tanrılar, koro, sansür, Yr krallığının cezaları.. Okurken bende bu denli yıkıcı bir etki bıraktığını düşünce, bu rahatsızlığa sahip olan insanların aslında nasıl bir cehennemde yaşadığını düşünmek istemiyorum.. Sanırım kitapta bu olayın bu kadar etkileyici ve gerçekçi anlatılmasında kitabın yazarının da bir zamanlar bir psikolojik rahatsızlıktan muzdarip olmasının da payı olabilir. (Greenberg bu durumu kendi çocuklarından saklamak için kitabı Hannah Green takma adı ile yazmış)

Dr. Freid ve Deborah'ın seansları her bakımdan ilgi çekici geldi bana. Doktor-hasta ilişkisinin ne kadar kaygan bir zemin üzerinde durduğunu çok net ortaya koymuş Joanne Greenberg. Dr. Fried'in her şeyden önce Deborah'a vermeye çalıştığı ilk şey yalın bir "güven" olur. Deborah'ın hayalindeki gerçekliği sorgulamadan önce onu bu dünyaya iten sebepleri irdeler. Aslında biz de bu süreçte aile ilişkileri ve insanın toplumdaki diğer bireylerle ilişkilerinin kişinin psikolojik eğilimlerinde ne derece önemli olduğunu öğreniriz. "Bir daha okunması gereken kitaplar" listeme aldım, yaklaşık bir altı ay sonra tekrar okuyup şu an burada yazdıklarımdan çok daha derin çıkarımlar edineceğimden eminim. Oldukça başarılı bulduğum bu kitaptan kendi adıma pek çok kazanımlar elde ettim. Kitap uzun yıllar romandan çok psikolojik kitap kategorisinde değerlendirilmiş olsa da, zamanla kendine edebiyat dünyasında da oldukça sağlam bir yer edinmiştir. Hatta 1970'lerde kitabı filmi de çekilmiş, bir kaç sahnesine baktım ama kafamda hayal ettiğim Yr krallığı çok başka betimlendiği için açıkçası izlemedim filmi. Bazen bazı şeylerin kendi zihnimizde kurgulanmış halini bozmamak gerek kanımca, ben kendi betimlediğim Yr krallığını bu şekilde korumak istiyorum zannedersem :)

Kitaba puanım 5/5


" ''Benim hastalığım... ağzına kadar dolup taşmış bir bardak, senin küçücük damlan taşan kısmın içinde çoktan eriyip gitti,'' dedi."



" “Bak, dinle beni,” dedi Furi. “Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur!” "



"Bir keresinde, kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman, 'Bunları bana dünya yapmasın diye', karşılığını vermişti. Sonra, 'Dünyanın neler yapacağını görmek için biraz beklesenize', demiştim. O da 'Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum.' diye yanıt vermişti."



"Kaçık kişi, boynundaki ilmeği kopmuş biridir."



"Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki?"

"Cehennemin eşiğine gelmiş kişilerin şeytandan ödü kopuyordu; zaten cehennemin içinde olanlar içinse şeytan özel biri değildi, yalnızca başka biriydi, o kadar."

"Dünya benim doğrularıma, yalnızca yalanlarıyla karşılık veriyor."

" "Bütün bu şeyleri öğrenebiliyorsam..." dedi Deborah, "...okuyup öğrenebiliyorsam, neden hâlâ her şey bu kadar karanlık?"
Carla ona bakıp hafifçe gülümsedi. "Deb," dedi, "olguları, kuramları ya da dilleri öğrenmenin kendini anlamayla bir ilgisi olduğunu kim söyledi sana? Sen, bütün insanlar..." Birden, erken gelişen zekasının, hastalığına kaynaklık ettiği, hastalığının bir parçası olduğu hâlde, onun gerçekliğini karartan sorunlardan nasıl bağımsız olarak işlediğinin ayrımına vardı Deborah.
"Demek ki, öğreniyorsun, öğreniyorsun, ama gene de şizo olabiliyorsun." "



Keyifli okumalar =)
Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder