Fahrenheit 451 - Ray Bradbury


Kitabın Adı: Fahrenhayt 451

Orjinal Adı: Fahrenheit 451
Yazar: Ray Bradbury
Çeviren: Zerrin Kayalıoğlu - Korkut Kayalıoğlu
Yayınevi: İthaki Yayınları
Basım Tarihi: Şubat 2012 (İstanbul)
Sayfa Sayısı: 238

Selamlar!

Blogda bugün efsane kitap Fahrenhayt 451!

Bu eserle barışmam yaklaşık 2 senemi aldı. Fahrenheit 451, bana 2 sene önce "kesinlikle oku çok beğeneceksin" denilerek hediye edildi, bu iki senede kitabı elime iki defa aldım, başladım ama 10 sayfa okuyup bıraktım. Olmadı bir türlü sarmadı. Ama kitabın hem ulusal hem de uluslararası alanda yadsınamaz olan başarısı da kitabı bir daha elime almamak üzere rafa kaldırmamı engelledi. Ve iyi ki de engellemiş, üçüncü denememde kitabı elime aldıktan 3 gün sonra bitirdim (işim olmasa 1 günde de biterdi o ayrı) ve gerçekten acaba şimdi nasıl devam edecek diyerek, yazarın satırlarına hayran hayran bakarak okudum. Demek ki o zamanlar bu kitabı okumak için yeterince olgunlaşmamıştım diyorum.

Kitabın adı neden Fahrenheit 451, önce buradan başlayalım. Muhtemelen kitabı okuyan çoğu kişi merak edip bunu öğrenmiştir, ben de henüz okumayanlar için tekrar etmiş olayım, kağıt 451 Fahrenheit'da yanıyor. Bunun konumuzla alakasına az sonra değineceğiz.

İthaki Yayınları şu an farklı bir kapak tasarımı ile kitabı piyasaya sürmüş olsa da ben bu kapak tasarımına ba-yıl-dım. Ben şu yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kapaklı olan kitabı okudum. Sanırım konu ile daha özdeşleşmiş bir kapak yapılamaz. Ancak ne var ki ufak tefek yazım hataları biraz gözümü tırmaladı, o da nazar olsun deyip devam edelim.

Yazıyı yazmadan önce bir konu hakkında çok düşündüm. Kitap okurken altını çizdiğim cümlelerin yanı sıra, altını çizdiğim "paragraflar" oldu. O kadar derin, o kadar eleştirel bir dilde yazılmış ki, acaba kitabın geneli hakkında mı konuşsam yoksa bu bahsettiğim türde iki paragrafı alıp onlar hakkında mı iki kelam etsem bilemedim. Sonunda alıştığım yoldan devam edeyim dedim. Buyrun efendim kitabımızın incelemesi.

Fahrenheit 451, 1950'lerin başında Ray Bradbury tarafından kaleme alınmış bir distopya. Konu gelecekte geçiyor. Hayat öyle bir noktaya gelmiş ki, itfaiyecilerin asıl görevi kitapları yakmak; insanların da tek işlevi televizyon izlemek olmuştur. Herkesin evlerinin duvarlarında asılı olan televizörler onların deyimi ile "gerçek hayat" ile tek bağlantılarıdır. Hiç kimse kitap okumanın neden yasak olduğunu sorgulamaz, aksine kitap bulunduran insanları ihbar ederek bu duruma katkıda bulunurlar. Peki sistem kitap okumayı neden yasaklamış? Çünkü aktarılana göre kitap insan beynini "zararlı" şeyler ile doldurur. Tabi asıl neden kitapların insanları düşünmeye sevk etmesi ve düşünen, sorgulayan insanın da yanlış kurulu olan devlet mekanizmasını sorgulayacak olması.

Baş kahramanımız Guy Montag evli bir itfaiyecidir. Mesleği baba mesleği hatta büyükbaba mesleği olarak edinmiştir. Karısı ile kurdukları dünyada hayatlarında sorgulamadan yaşamaktadırlar, ta ki 17 yaşında kendini "çılgın" olarak nitelendiren Clarisse ile karşılaşana dek. Clarisse ve Montag arasında geçen kısa süreli diyaloglar Montag'ın hayata bakış açısında bir takım değişiklikler yaratmıştır. Montag "sorgulamaya" başlamıştır. İşte her şeyin tepetaklak olması da Montag'ın hayatını sorgulamaya başlaması ile olur. Montag mutlu olup olmadığını, evliliğini, işini, hayatını ve dahası dünya üzerinde kurulu olan sistemi sorgulamaya başlamıştır. Ve böylelikle Montag için dönüşü olmayan kaçışın da hikayesi başlar. Devamı kitapta :)

Kitap hakkındaki fikirlerime gelirsek, ben kitapta anlatılmak istenene iki açıdan bakmak istiyorum. Birincisi "baskıcı sistem". Büyük bir çoğunluğun hem fikir olduğu üzere kitap baskıcı rejimi anlatıyor. Kitaplara "yasak" koyan bir sistem, ve bu yasağı uygulayan "yürütme organları". Aslında işin içinden "kitap" olgusunu çıkarırsak, anlatılan olgu hem geçmişte hem de günümüzde (ki muhtemelen de gelecekte) çoğu devlet sistemi içinde var olan bir kavram. Bradbury kullandığı imgeler ile bu durumu çok güzel bir şekilde irdelemiş. İkincisine gelirsek de, bana kalırsa Bradbury sadece devleti değil, kolayı seçmiş olan toplumu da eleştirmiş. Günümüzde bile eminim ki çoğumuzun etrafında televizyona bağımlı yaşayan insanlar çok. Okuyup eleştirmek bir yana, sorgulayan insanlardan bile haz etmeyen oldukça geniş bir kitle var.  Bradbury sanki toplumun bu "koyun sürüsü" mantığı ile yaşamasını da eleştirmiş. Hangisi temel eleştiri sebebi olursa olsun, yazar nesiller boyu değerini kaybetmeyecek bir eser ortaya çıkarmış.

Kitaba puanım : 5/5

"...insanlar daha çok bir meşaleye benziyorlardı; birileri üfleyinceye kadar yanarlardı."

"Ben anti-sosyalim, öyle diyorlar. Olar arasına karışmıyorum. Çok garip. Ben aslında çok sosyal biriyim. Bu tümüyle, sosyalle ne kastettiğinize bağlıdır, değil mi? Bana göre sosyal demek, bu gibi şeyler hakkında konuşmak demektir. Ya da dünyanın ne tuhaf olduğundan söz etmektir. Fakat bir grup insanı bir araya getirerek, sonra da benim konuşmama izin vermemek sosyallik değildir bence."

"Tanrı'nın izniyle, şu gü İngiltere'de öyle bir mum yakacağız ki, eminim hiç kimse söndüremeyecek"

"Aniden her şeyin yanlış olduğunu anladığı için ağlamaya başladı, ölüm için değil, fakat ölüm düşüncesi karşısında ağlayamadığı için."

"Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal bile edemeyeceğimiz bir şeyler, kadının yanan evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. Bir hiç için kalmazsın."

"İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. Bir insan onları kağıda dökmek için günlerini veriyordu. Ben bunları düşünmeyi bile daha önce düşünmemiştim."

"Düğmenin yerini fermuar aldı, insanın gündoğumunda giyinirken düşünecek kadar bile zamanı, bir felsefe saati, dolayısıyla da melankoli saati yok."

"Unut onları. Hepsini yak, her şeyi yak. Ateş parlaktır, ateş temizdir."

"O bir şeyin nasıl yapıldığını değil, niçin yapıldığını bilmek istiyordu. Bu sıkıntı verici olabilir. Birçok şeye niçin diye sorarsın, eğer sürdürürsen gerçekten çok mutsuz olursun."

"Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe veya sosyoloi gibi kaypak şeyler verme, o zaman melankolik oluyorlar."


"Güneş her gün yanıyordu. Güneş zamanı yakıyordu. Dünya hızla bir daire çiziyor ve kendi çevresinde dönüyor, zaman da nasıl olsa Montag'ın bir yardımı olmadan, yılları ve insanları yakıyordu. Böylece eğer o, itfaiyecilerle birlikte nesneleri, Güneş de zamanı yakmaya devam derse, bu her şeyin yakılacağı anlamına geliyordu."

"Cildine bakarak bir kitap hakkında hüküm verme."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder