Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini


Kitabın Adı: Uçurtma Avcısı

Orjinal Adı: The Kite Runner
Yazar: Khaled Hosseini
Çeviren: Püren Özgöre
Yayınevi: Everest Yayınları
Basım Tarihi:2015
Sayfa Sayısı: 390

Afganistan'da çocuk çok ama çocukluk yok...

Bu kitapta dostluk var, sadakat var, aşk var...
Bu kitapta ihanet var, savaş var, acı var...
Bu kitapta pişmanlık var, riyakarlık var...
Anlayacağınız bu kitapta hayatın ta kendisi var!

Açık olacağım, bazen hani herkesin bildiği ama sizin fikrinizin olmadığı şeyler olur ya, işte bu kitap da benim için böyleydi. Konusu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bir arkadaşım sayesinde elime geçti ve rafta uzun süre kaldıktan sonra bir okuyayım dedim. İnsanın içine oturur ya bazen bir şeyler, işte bu kitap da benim yüreğime öylece oturdu kaldı. Üç gün oluyor bitireli ama ancak bugün yazabildim. Sanırım biraz kendi içimde sindirmek istedim.

Hikayemiz Kabil'in Vezir Ekber Han bölgesinde geçiyor. Babası zengin bir iş adamı olan 12 yaşında Peştun Emir ve soyu Hazaralardan gelen 11 yaşında Hasan başkahramanlarımız. Hasan'ın babası Ali, Emir'in babasının çocukluk arkadaşı, ayrıca Emir ve babasının ev işlerinden sorumlu olan yardımcısı. Hasan ve Emir sütkardeşi olmalarına rağmen aralarındaki bu statü farkı dile getirilmese de her daim vardır. 

Kitap Emir'in ağzından anlatılıyor. Emir 1963 yılında doğmuş, doğarken de annesini kaybetmiş bir çocuk. Tüm kitap boyunca bulundukları bölgede önemli bir kişi olan babasının gözüne girme çabası içindedir. Ne var ki bu arzusu çok büyük hataları da beraberinde getirmiştir. Hasan ise Emir'e büyük bir sadakat ile bağlıdır. Hani "gözünü kırpmadan canını vermek" deyimi vardır ya, işte Hasan'ın Emir'e olan bağlılığı bu olgu etrafında dönüyor. Bu iki çocuk kurulu düzende mutlu yaşarlarken, hayatları bir uçurtma yarışı sonucu başlarına gelen olayla yerlebir oluyor. Hasan Emir'e verdiği sözü tutabilmek için hayatı boyunca ruhunda izlerini taşıyacağı bir yükün altına girerken, Emir ona aynı sadakatle karşılık vermez ve hatta aksine ihanet eder. İkilinin arasının açık olduğu bu dönemde patlak veren savaş da onların yollarının ayrılmasına neden olur. Hasan babası Ali ile köyüne giderken, Emir ve babası türlü zorluklarla Amerika'ya yerleşip Kabil'deki standartlarından çok farklı bir hayat kurarlar. Bu iki hayat yıllar sonra bambaşka bir acı ile tekrar kesişir. Devamı kitapta.

Ben kitaptan çok etkilendim. Öncelikle yazar cidden mükemmel bir kurgu yeteneğine sahip. Burada sadece iki çocuğun öyküsünü değil, savaşın yıktıklarını da tüm çıplaklığı ile görüyoruz. Öyle ki yaşanan acılar, feda edilen şeyler, yapılan fedakarlıklar, savaşın götürdükleri.. Hepsi bu kitapta. Tüm bu acıların gerçek olduğunu düşününce yer yer boğazım düğümlendi, kitabı elimden bıraktım. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Hosseini sadece iki çocuğun dramına değinmemiş, sömürgecilik, dini kullanarak yapılan katliamlar, kültürel çatışma, aile dramı ve savaşı da anlatmış bizlere. Kitap bitince, "Sadece ilaçları değil, ölümü de çocukların ulaşamayacağı bir yere koyabilsek keşke." sözü aklımda yankılandı. Kitabın filmi de var ama henüz izlemeye hazır olduğumu düşünmüyorum.

Kitaba Puanım 5/5

"Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler..."



"Masasının üzerindeki bir levhada şöyle yazıyordu: YAŞAM BİR TRENDİR, ATLA."

"Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur."

"Vicdanı olmayan, iyiliği bilmeyen bir insan acı çekemez..."

"Suskunluk huzur içeriyor. Sakinlik, dinginlik. Yaşam düğmesinin sesini kısmak gibi. Sessizlik ise düğmeyi kapatmak. Kesmek. Tamamen durdurmak..."

"Sadece tek bir günah var o da "hırsızlık". Tüm diğer günahlar hırsızlığın çeşitleridir. Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın. Karısının onun üzerindeki hakkını, çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da. Yalan söylediğinde birinin gerçeği bilme hakkını çalarsın. Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur."

"Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renge boyayamazsın."

"Savaş onuru ortadan kaldırmaz. Tam tersine, barış zamanından çok daha fazla onur gerektirir."

"Bu dünyada kötüler var; bazen kötüler hep kötü kalır. Bazen onların karşısına dikilmen gerekir."

"Çocukların dehşetle baş etme yöntemleri budur: uyuyakalmak."

"Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmemden ya da domuz yememden daha çok önemli meselelerle uğraşıyordur."

"Yeniden iyi biri olmak hala mümkün."

"Şimdi, mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Ne demek istediğimi anlıyor musun?"

"Ve sonuçta şu soruya varmıştım: Bir insanı geçmişinden dolayı eleştirmek bana mı düştü?"

"Kendimi buradan, bu gerçeklikten kopartmak, bir bulut gibi yükselip uzaklaşmak, dışarıdaki nemli yaz gecesine karışmak ve uzaklarda bir yerde; dağların üstünde ayrışmak, yok olmak istiyorum. Ama buradayım; bacaklarım birer beton sütun, ciğerlerim havasız, boğazım yanıyor. Öyle uçup gitmek yok."

"Bir keresinde, ben küçükken bir ağaca tırmandım, şu yeşil, ekşi elmalardan yedim. Karnım davul gibi şişti, çok acıdı. Annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. Şimdi, ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum."

"Mutlu son diye bir şey var mı ? Her şey bir yana, yaşam bir Hint filmi değil. Afganların en sık yinelediği deyiştir: Hayat devam ediyor."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder