Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali


Kitabın Adı: Kürk Mantolu Madonna
Yazar: Sabahattin Ali
Yayınevi: YKY Yayınları
Basım Tarihi: 2014 (65. Baskı)  
Sayfa Sayısı: 160
Selamlar!

Sosyal medyayı az çok takip edenler bilirler ki Kürk Mantolu Madonna günümüzün popüler kitapları arasındadır. Her ne kadar popüler olan çoğu günümüz kitabından haz etmesem de, bu kitabın popülerliğini mümkünse yıllar boyunca korumasını çok isterim. Daha çok gencimiz bu eseri görsün, daha çok gencimiz Sabahattin Ali ile tanışsın, bu satırlar daha çok insanın hayatına dokunsun..

Kitabımızın konusuna biraz bakalım sonra da neler düşünüyorum bahsederim. Kitabımızın anlatıcısı Rasim, 20'li yaşlarında Ankara'da yaşayan işten çıkarılmış bir genç. İşsiz kaldığı bu dönemde eski tanıdıklarından biri olan Hamdi ile karşılaşır ve onun şirketlerinden birinde kendine iş bulur. Rasim'e Raif Efendi'nin odasında bir masa verilir ve böylece Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sının başkahramanı Raif Efendi hayatımıza girer. Raif Efendi içine kapanık, sessiz, tepkisiz, çevresi tarafından sindirilmiş bir insandır. Bir gün patronundan haksız yere azar işiten Raif Efendi o sinir ile onun resmini yapar ve bu Rasim'in ilgisini çeker. İşte bu olay neticesinde Rasim, Raif Efendi'yi tanıma çabasına girer. Kitabın öyküsünün kırıldığı nokta da burası olur.

Bir gün Raif Efendi hastalanıp da artık yataktan çıkamayacak hale gelince Rasim'den iş yerindeki masasının çekmecesinde olan her şeyi getirmesini ister. Çekmeceden bir de defter çıkmıştır. Raif Efendi yattığı yerden Rasim'e defteri yakmasını istediğini söyler ne var ki Rasim buna itiraz eder. Onca zamandır aynı odayı paylaştığı ama tanıyamadığı bu insanı tanımak için son şansı olan bu defteri okuma fırsatını kaçırmak istemez. Raif Efendi'nin defterinde tuttuğu notlar ile nam-ı diğer Kürk Mantolu Madonna olan Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkına, Raif Efendi'nin insanlardan vazgeçmesine sebep olan olaylar zincirine şahit oluruz.

Defterde yazan notlara göre Raif Efendi babası tarafından Almanya'ya sabun fabrikasında çalışıp işi öğrenmesi amacı ile gönderilmiştir. Böylece Türkiye'ye döndüğünde burada sahip oldukları sabun fabrikalarının başına geçecek ve işi yürütecektir. Ne var ki buna pek de gönüllü olmayan Raif Efendi vaktinin çoğunu dil öğrenerek, kitap okuyarak, sergi ve müzeleri gezerek değerlendirmektedir. İşte yine sergi gezdiği bir gün hayatı geri dönüşü olmayan bir şekilde değişmiştir. Sergide Maria Puder'in tablosunu görmüş ve tabloya inanması güç bir tutku ile bağlanmıştır. Günlerce aynı sergiye gelip aynı tablonun önünde vakit geçiren Raif Efendi bir gün tesadüf eseri Maria Puder'in kendisi ile tanışır. İşte bu noktada ikili arasında değişik bir dinamiği olan ilişki başlar. Maria Puder aşka ve ilişkilere küsmüş bir kadın olmasına rağmen Raif Efendi ile vakit geçirmekten, onun arkadaşlığından oldukça memnundur. Raif Efendi aşkına karşılık bulamasa da yaşama amacını Maria ile vakit geçirmek olarak görmeye başlamıştır. Ne var ki yaşanan bazı olaylar neticesinde ikili bu duruma daha fazla direnememiş ve birliktelikleri başlamıştır. O sırada Raif Efendi babasının öldüğünü haber almıştır ve Türkiye'ye geri dönmüştür. Amacı işlerin başına geçip, Maria'yı da yanına almaktır. Ne var ki işer planladığı gibi gitmez. Hikayenin devamı kitapta.

Aslında konu özetine şöyle bir bakınca sıradan bir aşk hikayesi gibi göründüğünün farkındayım. Ancak böyle bir yanılgıya düşmek çok büyük bir hata olur. Sabahattin Ali insan ruhunu mükemmel bir biçimde süzgecinden geçirmiş ve kelimelere dökmüş. Raif Efendi her ne kadar her şeyi kabullenmiş bir insan görüntüsü çizmiş olsa da, aslında içten içe isyan eden biridir. Bu ruh halini aktarmak, hatta okuyana yaşatmak çok büyük bir ustalığın kanıtıdır. Raif Efendi'nin yaşadığının kanıtı olan tek şey geride bıraktığı not defteridir. Bir insanın hayattan, ailesinden ve hatta kendinden vazgeçmesinin, tutunduğu bir hatırada yaşamasının öyküsünü anlatmış Sabahattin Ali. Aşk duygusunu, bağlılık duygusunu iliklerimize kadar hissettirecek kadar güçlü bir anlatım var kitapta. Okuyanın uzun süre etkisinden çıkabileceğini zannetmiyorum. Kitap bittiğinde çok değişik duygular hissettiğimi farkettim. Aşk vardı bu kitapta, hüzün vardı, umut, isyan, hayata küserken hayale tutunma... Ön yargılarımızın nasıl da bizi aldatabileceğini gösterdi bu kitap bana. Kaç insan tanımışızdır kim bilir sadece gördüğümüz haline aldanıp çeşitli şekillerde yaftaladığımız. Acaba kaçımız o insanı okumaya çalışmışızdır, "neden böyle" diye sormuşuzdur, sorgulamışızdır? Aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlattı bu kitap bana. O kadar derin bir kitap, o kadar okunası bir kitap. Defalarca okunası bir kitap..

Kitaba Puanım 5/5

"Yanımda ağzını açmadan yürüyen, karşımda ses çıkarmadan çalışan bu adamdan ne öğrendiğimi iyice bilmediğim halde bana senelerce ders veren birinden öğrenebileceğimden çok daha fazla şeyler öğrendiğime emindim."

"Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?"

"Deli olacağım yahut öleceğim dersem yalan söylemiş olurum. insan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. ben de yaşayacağım. ama nasıl yaşayacağım!.. bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak!.. ama ben dayanacağım. şimdiye kadar olduğu gibi.."

"Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim."

"Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyordum. Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiç bir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?"

"Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim... Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi korkutmaktan her zaman çekinirdim."

"Ben de yalnızım..." dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: "boğulacak kadar yalnızım..." diye devam etti, "hasta bir köpek kadar yalnız..."

"Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza lüzum dahi görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk."

"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder