Koku - Patrick Süskind


Kitabın Adı: Koku
Orjinal Adı: Das Parfum
Yazar: Patrick Süskind
Çeviren: Tevfik Turan
Yayınevi: Can Yayınevi
Basım Tarihi:  1996 (6. Baskı)
Sayfa Sayısı: 286

Selamlar!

Bugün blogun konuğu Patrick Suskind-Koku.Elle tutulamayan bir kavram olan "koku" ancak bu kadar nesne haline getirilebilir, bu kadar zihinde canlandırılabilir. Patrick Süskind'in sıradışı romanı Koku, orjnal adı ile Das Perfum bugün bizlerle. Benim bugüne dek okuduğum en özgün romanlardan biri oldu Koku.

Biraz kitabın konusundan bahsedelim. Kitap 18. yy Fransa'sında, Paris'te geçiyor. Kahramanımız Jean-Baptiste Grenouille daha önce 5 kez doğum yapmış ama bebeklerinin hiç biri yaşamamış annesi tarafından pazar yerinde balıkçı tezgahının altında dünyaya getirilmiştir. Ancak diğer 5 bebeğin aksine Grenouille yaşamakta direnir ve onun hayata tutunması annesinin ölümüne neden olur. Daha doğduğu gün ölümü de yanında getiren Grenouille'nin laneti de belki budur..

Bakılması için süt anneye verilmiş ancak kadın "kokusuz" olan bu bebeğin normal olmadığını söyleyerek onu Papaz Terrier'e geri verir. Tekrar başka bir süt anneye verilen Grenouille burada hayatını sürdürmeye başlar. Ancak ne var ki elle tutulu herhangi bir sebep olmamasına rağmen burada bulunan diğer çocuklar tarafından dışlanır ve git gide kendi dünyasına kapanır.


Kokusuz olarak dünyaya gelen Grenouille'nin en büyük belki de tek yeteneği inanılmaz bir koku alma duyusuna sahip olmasıdır. Gençlik dönemlerine geldiğinde bu tutkusu onu esir alacak ve sırf daha önce kokladığı o mükemmel kokuyu yaratabilmek adına doğduğu gün beraberinde getirdiği laneti etrafına bulaştırmaya başlamıştır.

Kitap hakkında ne düşündüğüme gelecek olursak, oldukça etkilendim. Ara ara yazarın betimlemeleri aklıma geliyor ve kitaba bir kere daha hayran oluyorum. Elimizle tuttuğumuz ya da gözümüzle gördüğümüz şeylerin tasvirini yapmak oldukça kolaydır. Ama "koku" gibi bir olguyu betimlemek, bunu kelimelere dökmek bence büyük başarı. Kitabı okurken Süskind'in bazı betimlemeleri sonrasında kendimi cidden o kokuyu hissederken buldum. 

Kitap bir yönü ile Grenouille gibi bir yeteneğin iç dünyasını bizlere tanıtırken, bir yandan da seri cinayetleri anlatıyor. Enteresan bir şekilde katille empati yapmamıza neden olan bir kitap bu. Her seferinde katile kızmak yerine "bu adam için bir şeyler yapılmalı" diye düşünürken buldum kendimi. Hatta ben bu cinayetleri bilinçli olarak işlemediğini, sadece amaca giden yolda araç olarak gördüğünü  düşünüyorum. Doğduğu günden beri hor görülmüş, yaşamına değer verilmemiş bir insan hayata tutunmak için bir amaç buluyor ama o amaca ulaşmak için akıl almaz yollara giriyor. Kitabı okumamış olanlar için muhakkak okuyun pişman olmayacaksınız diyorum. Çok farklı ve akıllarda yer edecek bir kitap!

Ve okumuş olanlarla bir iki noktayı daha paylaşmak istiyorum.

Dikkat spoiler geliyor :)



Aslında fark etmesek de koku hepimizin hayatının çok önemli bir parçası. En basitinden "aşk" kokuya dayanır. Sevdiğimiz bir insana ait bir kokuyu bir yerde duyduğumuzda aklımıza onunla ilgili şeylerin gelmesinin sebebi de bu. Kitabın sonuna doğru malum bir toplu sevişme olayı var, kimi yerde bunun eleştirildiğini okudum ancak bana alırsa Süskind kokunun gücünün ne kadar vurucu olduğunu anlatmış bizlere. Fiziken aşk içerisinde gelinebilecek son nokta sevişmek, Grenouille'nin de aşık olduğu kokunun mükemmel bir kopyası olan bu kokudan bir damla sürünce insanlarda uyandırdığı aşk ve hipnoz etkisinin ne kadar üst noktada olduğunu bizlere göstermiş. Bu sahneden sonra da Grenouille yolda giderken sadece bir kaç damlasını harcayıp insanlar üzerinde böyle bir etki yarattığı parfümün kalanını kendi üzerine boşaltınca karşılaştığı gruptaki insanların ne derece etkileneceğini siz düşünün. Eleştirildiğini okusam da ben çok çok beğendim!


Spoiler bitti :)


Kitaba Puanım 5/5

"Peder, anlıyor musunuz, yani diyelim ayakları, ayakları düz, sıcak bir taş gibi kokar - yok daha çok süzme yoğurt gibi... ya da tereyağı evet tamam: Taze tereyağı gibi kokar ayakları. Vücutlarıysa şey... süte yatırılmış galeta kokar. Başları, başlarının tepesi, hani saçın gülü vardır ya orası, hani işte sizin kafanızda hiçbir şey kalmamış bir yer var ya, işte tam buralarıdır en güzel kokan yerleri. Buraları karamela kokar, öyle tatlı, öyle nefis bir kokudur ki Peder, bilemezsiniz! Çocuğun orasını kokladı mı insan, sevmeden edemez, ister kendi, ister el çocuğu olsun. Öyle kokmalıdır işte bir çocuk, başka türlü değil."

"Kokusuz çocuk, utanmak bilmez bir açlıkla kokluyordu onu, evet olan buydu!"

"Dışarıdan bakan için, gösterdiği yaş gerçek yaşına uyuyordu, ama aynı zamanda bunun iki katı, üç katı, yüz katı gibiydi de, yani bir genç kız mumyası gibi; içindense çoktan ölmüştü."

"Tabi gerçi o gün, önünde açık olan ikinci şıkkı seçip susabilir ve doğum ile ölüm arasındaki yolu, hayat üzerinden dolaşmadan geçebilirdi, hem böylece gerek dünyayı, gerek kendini bir sürü uğursuzluktan korumuş olurdu."

".. kokusuyla algılanan dünya ile dilin yoksulluğu arasındaki bütün bu gülünç oransızlıklar, Grenouille oğlanı dilin anlamı, önemi konusunda hepten kuşkuya sürükledi; başka insanlarla ilişkisi kesinkes zorunlu kılmadıkça dili kullanma külfetine girmedi."

"Parfüm zaman içinde yaşar;gençliği,olgunluğu,yaşlılığı vardır.Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir."

"İnsanın felaketi,sessizce odasında,ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir."

"Öyle görünüyordu ki dünyada, insanları boşalmış bir dünyada pekala yaşanabilirdi."

"Ömründe bir kere öbür insanlar gibi olup içindekini dışa vurmak istiyordu:Nasıl onlar sevgilerini,aptalca hayranlıklarını dışa vuruyorlarsa o da nefretini dışa vurmak istiyordu şimdi.Bir kere,sadece bir kere kendi gerçek benliğiyle anlaşılıp başka bir insandan kendi tek gerçek duygusuna,nefretine bir yanıt almak istiyordu."


Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder