Körler Ülkesi - H.G. Wells


Kitabın Adı: Körler Ülkesi
Orjinal Adı: The Contry of the Blind
Yazar: H.G. Wells
Çeviren: Evrim Öncül
Yayınevi: Kolektif Kitap
Basım Tarihi:  Şubat 2015 (İstanbul, 1. Baskı)
Sayfa Sayısı: 62


Selam!

Öncelikleeeee, blogu açarken 2015 kitap okuma hedefim 50 diye kendime bir söz vermiştim. Ve işte karşınızda 50. kitabım :) :) (acemi bloger burada seviniyor:P)

Bugün sizlerle biraz enteresan bulduğum bir kitabı paylaşmak istiyorum. Hem kitabın iç tasarımı hem de konusu oldukça ilgimi çekti. Kitap, Kollektif Kitap'ın Resimli Başyapıtlar serisinden çıkan 5. kitap. Diğer kitapların içlerini de incelemiştim, her biri anlattığı hikayeye yönelik değerli sanatçıların elinden çıkma birbirinden güzel çizimleri barındırıyor. Körler Ülkesi kitabın içinde de Elena Ferrandiz'e ait çok güzel görseller var. 

İngiliz Herbert George Wells bana kalırsa edebiyat tarihinin en başarılı yazarlardan biri. Özellikle bilimkurgu alanında verdiği eserler onun "bilimkurgunun babası" olarak anılmasını sağlamıştır. Yıllar önce Zaman Makinası ve Dr Moreau gibi eserlerini okuyup çok etkilenmiştim. Yakın zamanda bu kitapları tekrar okuyacağım, özellikle Zaman Makinası bana göre oldukça iyi bir kitaptı. Bilimkurgu deyince istemsiz bir şekilde İngilizlere sempati duyuyorum galiba, şu an onu farkettim.

Gelelim kitabımıza. 

"Ekvador'daki Andlar'ın vahşi çorak topraklarında, Chimborazo'dan beş yüz küsur, kar kaplı Cotopaxi'dense yüz elli kilometre ötede gizemli bir vadi uzanır. İnsanların dünyasından elini eteğini çekmiş Körler Ülkesi'dir burası. Yıllar yıllar evvel insanlar korkunç boğazları ve buz kaplı bir geçidi aştıktan sonra nihayet bu vadinin ılıman yeşilliğine ulaşabilirlerdi. Hatta birkaç Perulu melez aile, meşum bir İspanyol Lideri zorbalıklarıyla ihtiraslarından kaçarak oraya yerleşmişti. Derken bir gece dehşet verici Mindobamba patlamış ve Quito on yedi gün boyunca karanlığa gömülmüş, Yaguachi'de sular kaynamış, balıklar ölüp Guayaquil'e kadar sürüklenmiş, kıtanın Pasifik'e bakan tarafında heyelanlar ve buzulların hızla çözülmesiyle seller oluşmuş ve eski Arauca sırtının bir yanı büyük bir gümbürtüyle yıkılıp, kaşiflerin ayaklarını Körler Ülkesi'nden sonsuza dek kesmişti." diye başlıyor kitap. Adından da anlayacağınız üzere Körler Ülkesi içerisinde sadece kör olan insanların yaşadığı bir yer. Hatta öyle ki burada yaşayan insanlar "görmek" kelimesinin ya da olgusunun farkında bile değiller. Hayatlarında hiç bir zaman sahip olmadıkları bu yetinin bilincinde olmadıkları için de eksikliğini hissetmiyorlar. Buna karşın diğer duyu organları öylesine gelişmiştir ki, görmenin yerini koklama, hissetme, dokunma, duyma gibi kavramlar almıştır. Dağcılıkla uğraşan Nunez, geçirdiği bir kaza sonucu kendini tesadüfen Körler Ülkesi'nde bulur. Bulunduğu yeri farkettiğinde aklından geçen ilk şeylerden biri eski bir atasözü olan "Körler Ülkesi'nde tek gözlü adam kraldır." olmuştur. Bu bir nevi bizdeki "Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler." sözünün karşılığı gibi, ama acaba Abdurrahman Çelebi olmak her zaman iyi bir şey midir? Bunu da kitapta görüyoruz.


Nunez kendini üstün zannetse de, burada geçirdiği zaman boyunca yaşadıkları aslında görme yetisinin onun için herhangi bir avantajı olmadığını anlamasına yeter. Kral olma hayali yavaş yavaş suya düşen Nunez, bu topraklardan kaçma ile aşkı için fedakarlıkta bulunma arasında gelgitler yaşar. Acaba Nunez fedakarlık yapmaya ne kadar hazır? Devamı kitapta.

Okurken sade-sıradan bir anlatımı varmış gibi gelse de insanı düşünmeye sevk eden bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eski bir kitap olmasına rağmen son zamanlarda okuduğum en etkileyici, insanın damağında güzel tatlar bırakan bir kitap olduğu görüşündeyim. Bu da H.G. Wells'in farkı zannedersem, kendi çağına olduğu kadar bizim çağımıza da öncülük etmeye devam ediyor. 

Kitapta anlatılan "hikayenin" yanı sıra altında yatanları da düşünmek lazım. Nunez'e bakalım mesela, sahibi olduğu görme yetisini ilk fırsatta ondan yoksun olan insanlara hükmetmek için kullanabileceği fikrine kapılıyor hikayede. Bu biz insanların kendimizden zayıf olanı ezmek isteme güdüsünün çok güzel bir aktarımı olmuş. Geçmişten günümüze güçlü olanın zayıf olana hükmedeceği algısı sanırım hiçbir zaman değişmemiş, gelecekte de farklı bir durum beklemek biraz saflık olur. İnsanlık var oldukça, bu da bizimle beraber var olacak. Peki Körler Ülkesi vatandaşları için durum nasıl? Hiçbir zaman sahibi olmadıkları bir olguyu haliyle bilmiyorlar, ama kavramak için de herhangi bir girişimde bulunmuyorlar. Üstelik sadece kendi doğruları var ve bu doğrulardan başka duydukları her şey kendileri için deli saçmasından ibaret. "Cahile laf anlatmak deliye hendek atlatmaktan daha zordur." sözü zannedersem cuk oturur. Sadece kendi doğrularının var olduğuna inanan bir toplum var Nunez'in karşısında. Sanırım bu da Wells'in bizden düşünmemizi istediği bir diğer nokta.

Kitaptan çok keyif aldım. Üstelik Elena Ferrandiz'in çizimleri de mükemmel bir hava katmış kitaba. Tam da Brialle Alfabesi'ne merak saldığım zamanlarda yandaki çizim fazlası ile ilgimi çekti. İspanyolca olarak "Körler Ülkesi'nde tek gözlü adam kraldır." yazıyor.

Bence muhakkak okuyun, zaten kısa ve tek solukta okunacak bir kitap. 

Kitaba Puanım 4/5

Keyifli okumalar =)


Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder