Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov


Kitabın Adı: Beyaz Gemi
Yazar: Cengiz Aytmatov
Çeviri : Refik Özdek
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Basım Tarihi: Kasım 2015 (53. Basım)
Sayfa Sayısı: 168
Merhabalar!

Bu aralar Aytmatov'un kaleminden, hayal dünyasından uzakta kalamıyorum. Bu nedenle çok sevdiğim bir Aytmatov kitabını daha paylaşmak istedim, Beyaz Gemi. 1970 yılında yayınlanan roman büyüklerin gerçek dünyası ile çocukların hayal dünyasının harmanlanmış halini ortaya koyan bir eser.

Issık Gölü civarında bulunan San-Taş Vadisi.. Orman korucularının yaşadığı 3 haneli bir köy. Evlerden birinde ufak bir çocuk, dedesi ve ninesi. Annesi tarafından dedesine terk edilmiş olan küçük çocuk kendi içinde yarattığı kocaman hayal dünyasında belki de çoğumuzun unuttuğu çocuk masumiyetini yansıtıyor bizlere. Küçük çocuk vaktinin çoğunu dedesinin ona hediye ettiği dürbün ile tepelere tırmanıp Issık Gölü'nden geçen beyaz gemiyi seyrederek, hayaller kurarak geçirir. Beyaz gemide olduğunu hayal ettiği babasına kavuşmak için bir gün balık olacak ve Issık Gölü'nde yüzerek babasının gemisine gidip "baba bak balık oldum, sana geldim." diyecektir. İşte dedesine ve hayallerine sımsıkıya bağlı olan bu çocuğun öyküsünü anlatıyor Aytmatov bizelere.

“Onun iki masalı vardı. Biri kendisindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi biz bunlardan bahsedeceğiz.” diyerek başlıyor kitap. Aytmatov'un güçlü olduğu yönü olan mitler ile gerçekleri bir arada oldukça iyi bir uyumla harmanlayabilme özelliği bu kitapta kendisini belli ediyor. Küçük çocuk dedesinin anlattığı Kırgız Halkı'nın soyunun türediğine inanıldığı Maral Ana hikayeleri ile büyümektedir. Öyle ki bu türeyişe inanan halkın gözünde geyikler oldukça kutsal bir yere sahiplerdir. Tabi insanın var olduğu her yerde olduğu gibi, kimilerinin kutsal saydığı şeyler, kimileri için uydurmacadan ibaret. Önemli olan neye inanırsak inanalım, farklı olana saygı duymak. Hikayenin bir diğer kahramanı olan ufak çocuğun teyzesinin eşi, Orozkul, bu 3 hanelik köyde yaptığı kötülükler ile anılan bir insandır. İşte küçük çocuk ve dedesinin kutsal bellediği Maral Ana'ya inanmayan Orozkul, dedeyi yaşadıkları bazı olaylar ile tehdit ederek bir geyik öldürmeye zorlar. İnancına ihanet ettiğini düşünse de mecburiyetlerden ötürü Orozkul'a boyun eğen dede, yaptığının ağırlığı altında ezilir. Bu esnada ateşler içinde hasta olan çocuk, dedesinin geyiği kestiğini görür ve hastalığı ile ihanetin altında ezilen çocuk, kurtuluşu hayallerinin peşinden beyaz gemiye gitmekte bulur. 

Küçük çocuğun hayatına sığdırdığı bu hüzün dolu hikayenin anlatıldığı Beyaz Gemi, kesinlikle okunmalı!
Kitaba Puanım 5/5

"Ama bir şeyi rahatça söyleyebilirim: çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin sen. İşte bunun için avunuyorum. Bir kez çakıp sönen bir şimşek gibi yaşadın sen. Şimşeklerin kaynağı göktür, gök ise sonsuzluktur, işte bundan dolayı kıvançlıyım."

"Avunduğum başka bir şey daha var: insanın çocuksu, temiz vicdanı tohumun içindeki öz gibidir. Bu öz olmadan hiç bir tohum gelişemez ve bizleri ilerde ne beklerse beklesin, insanlar yaşadıkça hak, doğruluk denen şeyler de varolacaktır."

"İnsanın mutlu olması ve bu mutluluğu başkalarına da vermesi bazen ne kolay oluyor."

"Eşeğe, eşek olduğunu ispat edemezsin ki..."

"Bir adam dünyaya getirmek ve onu yetiştirmek çok uzun zaman ister. Ama onu öldürmek çok kolaydır. Bir anda öldürürsün."

"İnsan yalnız olunca neler neler düşünür... Gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını... O pek gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi. Niye böyle olur? Bunu da bilmez insan. Ama zaman zaman bunları düşünmekten, o günleri yeniden yaşıyor gibi olmaktan hoşlanır."

"Ama durmadın gittin. Hiçbir zaman balık olamayacağını biliyor muydun? Isık-Göl’e kadar yüzemeyeceğini, oradan beyaz gemiyi göremeyeceğini, ona ” Merhaba, beyaz gemi, ben geldim” diyemeyeceğini düşünmedin mi küçük çocuk?"

"Zaten aptallar her zaman kaderine razı olurlardı."

"Ama boş yere dememişler: ''Kendi ayıbını örtmek isteyen başkalarının yüzüne kara çalar." diye.

"İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir ve o öz olmadan tohum filizlenmez,gelişmez.Yer yüzünde bizi ne beklerse beklesin,insanoğlu doğdukça ve öldükçe,insanoğlu yaşadıkça,hak ve doğruluk denen şeyde var olacaktır..."

"Ee oğlum eski zamanda atalarımız, zenginlik gururlanmayı, böbürlenmeyi, gururlanma böbürlenme ise baştan çıkmayı, çılgınlığı getirir, derlermiş."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda

Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder