Toprak Ana - Cengiz Aytmatov


Kitabın Adı: Toprak Ana
Yazar: Cengiz Aytmatov
Çeviri : Refik Özdek
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Basım Tarihi: Ekim 2015 (36. Basım)
Sayfa Sayısı: 135
Merhabalar!


Hani kimi eserler vardır ya yavaş yavaş okursunuz, her satırın içinize iyice işlemesini beklersiniz, özümsemek için vakte ihtiyacınız vardır, o kadar güzel kaleme alınmıştır ki bitmesin dersiniz. İşte Türk Dünyası'nın en büyük yazarlarından biri kabul edilen 2008'de kaybettiğimiz Cengiz Aytmatov'un Toprak Ana kitabı tüm bu duyguları ve çok daha fazlasını hissettiren bir kitap oldu benim için. Başucu eserlerim diyebileceğim nitelikte bir kitap.

İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde ve savaş sırasında Kırgızistan'ın bir köyünde 3 erkek çocuk sahibi Tolunay ile Suvankul'un hikayesini anlatmaktadır kitap. Savaştan yıllar sonra Tolunay'ın iki büklüm halde yıllardır ekip biçtiği, yaşadıkları her mutluluğa her acıya şahit olan toprağı ile dertleşirken bizi de savaşın acımasız yüzü ile karşı karşıya bırakmıştır Aytmatov.

Suvankul ve Tolunay hayalini kurdukları gibi kendi topraklarını elde etmiş, üç çocuğunu da büyütmüş, çocuklarından birini evlendirmiştir. Tüm köy halkı ile el ele çalışıp alın teri ile elde ettikleri sayesinde huzurlu bir hayat sürerlerken, İkinci Dünya Savaşı baş gösterir. Köyün eli silah tutan erkekleri bir bir askere çağrılmaya başlanmıştır. Savaş her geçen gün acımasız gücünü daha çok göstermektedir. Köyde her hanede bulunan erkek nüfusunun azalması ile toprak işleri kadınlara kalmıştır. Tolunay'ın liderliğinde kadınlar canla başla çalışmakta, kendilerine bir avuç buğday bırakmadan hepsini cephedeki askerlere göndermektedirler. Köy halkı açlıktan kırılırken savaş daha da şiddetlenmektedir. Kitap boyunca Tolunay'ın savaş yıllarında köyde olan biteni can dostu olan yıllarca ekip biçtiği, dertleştiği toprağına anlatır, Aytmatov'un mükemmel kalemi ile bizler de bu acıyı, yaşananları tüm hücrelerimizde hissedebileceğimiz bir hikaye içinde geziniriz..

Acı ve gözyaşı ile sulanmış, savaşa, ölüme, ayrılığa gebe bu hikayeden bizlere kalan nefes aldığımız sürece yaşamak için hala ümidimizin var olduğudur...Muhakkak okunmalı, tekrar okunmalı, tekrar okunmalı...
Kitaba Puanım 5/5


"Hayat olduğu sürece umut da vardır, derler."


"Mutluluk bir dağ yolu gibidir. Bakarsın tepelere tırmanır, sonra bir bakarsın, aşağıya iner. Tek başına nedir insan? Ama başkalarıyla birleşirse dağları devirebilir. Bizim şu güzel, şu yaşanası dünyamız böyle işte.."

"Demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyordu. O anı geçirince söz soğuyor, katılaşıyor, insanın yüreğine taş gibi oturuyor ve bu ağırlığı kaldırıp atmak hiç de kolay olmuyordu."

"İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir." 

"Savaş kanlı çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama, insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi."

"İşte o anda anladım ki, bir ananın mutluluğu, milletin mutluluğundan doğuyor, aynı kökten olan ağacın dalları gibi bir kökten geliyor. Kaderi de onun kaderiyle bir oluyor. Çektiğim bütün acılara, hayatın bana indirdiği korkunç darbelere rağmen bugün de bu düşüncedeyim. Ne olursa olsun, milletim yaşıyor, ben de yaşıyorum..."

"Suvan mutlu olacağız değil mi?
Toprak ve su insanlar arasında eşit paylaştırılınca...biz de mutlu olacağız."

"Halk bir denizdir, derin yeri de vardır, sığ yeri de..."

"Savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık. Bu savaş herkesi canevinden vuran çok büyük bir felakettir... Benim idealim savaş kahramanı olmak değildi, ben daha mütevazı bir amaç seçmiştim : Bir öğretmen olmak istiyordum. Candan istediğim şey öğretmen olmaktı. Ama beyaz tebeşir ve cetvel yerine, elime asker tüfeği almak zorunda kaldım."

"Eğer bana o zamanlar " Haydi sen de cepheye git ve öl, o zaman savaş bitecek ve çocuklarda aç kalmayacak " deselerdi, hiç tereddüt etmeden giderdim cephede ölmeye. Böylesine acıkmış çocukların bakışlarını bir daha görmezdim."

"Savaşın kanlı pençesini boğazına geçirmediği bir tek aile, bir tek insan yok!"

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder