Dorian Grayin Portresi - Oscar Wilde


Kitabın Adı: Dorian Gray'in Portresi
Orjinal Adı: The Picture of Dorian Gray
Yazar: Oscar Wilde
Çeviren: Nihal Yeğinobalı
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Tarihi: Ekim 2015 (20. Basım)
Sayfa Sayısı: 276
Selamlar!

Hem yazar olarak hem de kitap olarak bende ayrı bir yere sahip olan Oscar Wilde, Dorian Gray'in Portresi. İlk olarak lisede iken kısaltılmış İngilizce versiyonunu okumuştum. Geçtiğimiz günlerde kitabı özlediğimi fark edip, Türkçe'sini de okumak istedim.

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursak; Dorian Gray fazlası ile yakışıklı, girdiği ortamda oldukça dikkat çeken bir gençtir. Bir gün bir davette ressam Basil Hallward ile tanışır. Hayatının değişmesine neden olacak iki insandan biri ressam Hallward'dır. Hallward, Dorian Gray'in portresini yapmak istemektedir. Portre için modellik yaptığı sırada Gray ve Hallward arasında adı tam konulamayan bir ilişki oluşur. Gray dostane duygular ile yaklaşırken, ressam içinde daha çok hayranlık duyguları beslemektedir. Ressamın bir diğer yakın arkadaşı olan Lord Henry ile Dorian Gray, ressamın atölyesinde tanışırlar. İşte böylelikle Dorian hayatına etki edecek diğer insanı tanır. Lord Henry, Dorian ile yaptığı sohbetler sırasında bu genç beyni oldukça etkiler. Dorian'a sahip olduğu güzelliğin gelip geçici olduğunu ve bunun kıymetini bilmesi gerektiğini, çünkü hayatta bir insanın sıkılmadan izleyeceği tek şeyin "güzellik" olduğunu söyler. Bu sözler karşısında oldukça etkilenen Dorian, bu sohbetlerin üzerine bir de mükemmel portresinde kendisine dışarıdan bakma imkanı bulunca, sahip olduğu güzelliğin gelip geçici olduğunun farkına vararak telaşlanır. O an zaman ilerledikçe kendisinin değil, portresinin yaşlanmasını diler. Bu dileğinin ardından bizleri Dorian Gray ve portresinin garip hikayesi ile başbaşa bırakır Oscar Wilde.

Kitabı sadece konusu üzerinden ele almak hem kitaba hem de Oscar Wilde'a büyük haksızlık olur. Satır aralarında oldukça düşündürücü şeyler  yatmakta. Her ne kadar kitap boyunca dış güzelliğe vurgu yapılsa da, hikayede aslolan bir bedenin değil, ruhun hikayesidir. Dorian Gray de zaman zaman yaptığı kötülüklerin ardından portredeki değişimi sinsice ve karanlık olarak nitelendirmektedir. Portre, Dorian'ın adeta ruhunun çöküşünü simgelemektedir.  

Oscar Wilde'ın bu eserinin ilk basıldığı 1800'lerin sonlarında, kitap eşcinsellik ve ahlaksızlığı teşvik ettiği gerekçesi ile oldukça büyük tepkiler almıştır. Oscar Wilde öngörüsü sayesinde bu tepkilere cevaben şöyle bir cümle barındırmaktadır kitabında; "Toplumun ahlaka aykırı saydığı kitaplar, topluma kendi ayıbını gösteren kitaplardır.". Toplumun ikiyüzlü hayatını da gözler önüne sermektedir bir şekilde Wilde. 

Oscar Wilde'in kitabı ile ilgili bir sözü oldukça hoşuma gitti; "Basil Hallward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda…" 

Kesinlikle okumanız gereken bir eser!!


Kitaba Puanım 5/5

“Hissedilerek çizilmiş her portre ressamın bir portresidir, modelin değil. Modelin orada bulunması yalnızca resmin yapılmasına yol açan rastlantı, bahanedir.”

“Bu resmi sergilemekten kaçınmamın nedeni şu ki resimde kendi ruhumun gizini ele vermiş olmaktan korkuyorum.” 

“Bildiğim şu ki bu portre üzerinde çalışırken beliren her boya zerresi, her renk tonu benim gizimi ortaya serer gibiydi.”

“İyi sanatçılar yalnızca ürünlerinde var olurlar, bunun sonucu olarak da kişilikleri silik kalır. Büyük şair, gerçekten büyük olan şair, tüm yaratıkların içinde şiirden en uzak olanıdır.”

“Kişi düşmanını seçerken ne denli dikkatli olsa azdır. Benim bir tane bile aptal düşmanım yoktur. Tüm düşmanlarımın zihinsel melekeleri güçlüdür, bu yüzden de benim değerimi bilirler.” 

“Aşk bile salt fizyolojik bir sorundur. Bizim öz irademizle hiç ilişiği yoktur. Gençler sadık kalmak isterler; kalamazlar; yaşlılar sadakatsizlik etmek isterler, edemezler. Söylenecek söz bundan ibaret.”

“Toplum korkusu ki ahlakın temelidir, bir de dinin püf noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar.”

"Şeytandan kurtulmanın tek yolu şeytana uymaktır. Karşı gelindi mi ruh kendi kendine yasakladığı şeyin özlemiyle hasta düşer; kendi ürkünç yasalarının korkunçlaştırdığı ve yasallıktan çıkardığı şeye karşı duyduğu arzuyla marazileşir."

"Hem zaten kadınlar çile çekmeye erkeklerden daha yatkındılar. Duygularıyla beslenirdi onlar. Salt duygularıyla düşünürlerdi. El altında biri olsun, karşılıklı bir şeyler yaşayabilsinler diye sevgili edinirlerdi."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder