Genç Bir Doktorun Anıları - Mihail Bulgakov


Kitabın Adı: Genç Bir Doktorun Anıları 
Orjinal Adı: Zapiski Yunogo Vraça
Yazar: Mihail Bulgakov
Çeviren: Tuğba Bolat
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Tarihi: 2015
Sayfa Sayısı: 168
Selamlar!

Bugün blogda hayran olduğum bir kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum, Genç Bir Doktorun Anıları. Gerçekten çok çok beğendiğim ve gönül rahatlığı ile okuyun diyebileceğim bir kitap. O halde gelin kısaca bir konusuna bakalım.

Kahramanımız Dr. Bomgard, tıp fakültesinden derece ile mezun olmuş, 24 yaşında gencecik bir doktor. Malumunuz okul ile gerçek hayat her dem örtüşmediğinden okuldan çıktıktan sonra pratik kazanmadan bir taşranın doktoru olarak tayini çıkınca, korku ve paniği de bavuluna yerleştirerek bu unutulmuş köye yola çıkar.Gittiği yerde otuz yataklı hastane ile sağlık memuru ve iki ebe bulur kendisine yardım edecek. Üstelik onlar bile Bomgard'ın yanında ziyadesiyle tecrübeli kalmaktadırlar. Devletin verdiği emir karşısında boynumuz kıldan incedir diyen Bomgard, "umarım ters doğum ya da boğulmuş fıtık gelmez" duaları eşliğinde günde yüzelliye yakın hasta ile canla başla ilgileneceği bir serüvene atılır. Gelin görün ki ilk hastalarından biri bir bacağı ampüte edilmesi gereken bir kız çocuğudur. İlk günder zorlu vakalar yakasından düşmeyen Bomgard, canla başla her durumun altından kalkmaktadır. Tabi dışarıdan bakıldığında "Bomgard çok yaşa" havası hakim olsa da ortama, siz bir de onun ruh halinde kendi ile nasıl cebelleştiğine bakın! İşte kitap da Bomgard'ın iç dünyasının sesini bizlere duyurmuş. Yeri geliyor zorlu bir ameliyatta "hadi Bomgard yapabilirsin" diyoruz, yeri geldi "ama çok yoruldun bir dinlen" diye akıl veriyoruz. Peki Bomgard'ın boğuştuğu tek şey toyluğunu pişirme çabası mı? Tabi ki hayır! Rusya'nın bitmek tükenmek bilmeyen karı ve soğuğu da Bomgard'ın psikolojisini test etmek için en olmadık zamanlarda çıkageliyor elbet. İşte bu doktorun görev süresinde yaşadıklarını kağıda döküp yazıdığı anıların bir derlemesi niteliğinde olan bu kitabı okumak da bizlere düşüyor!

Hikayenin kendisine baktık, şimdi biraz daha derine inelim. İş Bankası Kültür Yayınları'dan çıkan kitapları zaten oldukça beğeniyorum, kaliteli iş ortaya çıkarıyorlar. Eğer farklı yayınevlerinden basılmış bir kitap varsa ve Kültür Yayınları da bastıysa kitabı, tercihim daima onlardan yana oluyor. Bu kitapta da tercihimden pişman olmadım ve Tuğba Bolat'ın mükemmel çevirisi ile çok temiz bir kitap okudum. Oldukça sade, yer yer gündelik bir dil kullanılmış ki doktorun iç sesini dile getirmek için aksi düşünülemezdi zaten. Okurken sanki doktorun beynine girmişim de o an aklından geçenleri bir bir duyuyormuşum hissi uyandı bende. Bunun yanısıra betimlemeler de çok güzeldi. Ayrıca tıbbi terimler ile insanı boğmaması doktor olmayanların da anlayarak keyifle okumasına yardımcı olmuş. Ayrıca kişiler ve olaylar çok gerçek. Kurgu hissi uyandırmıyor kesinlikle. Bu kadar övdükten sonra puanım 5/5 deyip muhakkak okuyun diye de tavsiye etmezsem olmazdı değil mi?

Kitaba puanım 5/5

" 'Bu olanlarda benim hiçbir suçum yok' diye düşünüyordum ısrarla ve kendimi kahrede kahrede. "Diplomam var, on beş sınavın hepsinden en yüksek notları aldım. Daha büyük şehirdeyken onları peşin peşin uyarmıştım, bir yerde asistan doktor olarak başlamak istiyorum.' demiştim. Ama hayır... Onlar gülümseyip, 'Alışırsın' dediler. Hah işte, al sana alışmak! Ya fıtıklı birini getirirlerse? Söylesenize, ona nasıl alışayım? Hem ayrıca hasta kendini benim elimin altında nasıl hissedecek? Artık öteki dünyada alışır o da. "

"Ama ya bir kadın getirirlerse, bir de kadın ters doğum yapacak olursa? Yahut diyelim ki boğulmuş fıtığı olan biri gelirse ne yaparım? Söyleyin lütfen. Kırk sekiz gün önce dereceyle bitirdim üniversiteyi ama derece başka bir şey, fıtık başka."

"At üstünde ıssız köy yollarından hiç geçmemiş birine anlatacak bir şeyim yok ;ne de olsa anlamayacak bununla ilgili anlatacaklarımı.Geçene de hatırlatmayı hiç istemem."

"Köyde büyük tecrübeler kazanılabilir diye düşünüyordum uykuya dalarken, fakat okumak, okumak ve daha çok okumak gerek..."

"Hayır. Asla, uykuya dalarken bile olsa artık beni hiçbir şey şaşırtmaz demeyeceğim böbürlenerek. Hayır. Bir yıl geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş."

"Frenginin buralarda kimseyi ürkütmeyişinin, frenginin kendisinden daha korkutucu olduğuna inanmıştım. Anılarımın arasında o kara gözlü kadının ön plana çıkmış olmasının nedeni buydu. Duyduğu korku nedeniyle büyük bir saygıyla hatırlıyordum o kadını. İçlerinde bir tek o korkuyordu!

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder