Eylül Ayı Yazarı - Stefan Zweig


(fotoğraf alıntıdır: COURTESY ATRIUM PRESS)

Selamlar,

Blogda yeni bir köşe açmaya karar verdim, "Yazarlar" köşesi. Bu köşe kapsamında da yerli ve yabancı sevdiğim yazarların hayatlarından sizlere bir şeyler aktarmak istiyorum. Malum sadece kitap değildir mühim olan, o kitap nasıl bir elden çıktı, onu yazan insan yaşadığı hangi olayları kitabına ince ince işledi bunları da bilmek lazım. Ve emin olun ki, yazar hakkında ne kadar çok fikir sahibi olursanız, kitaba bakışınız da o kadar değişiyor.

Lafı fazla uzatmadan bu köşe için seçtiğim ilk yazar kimmiş ona bakalım. Gerçi başlıktan da anlaşılabileceği üzere beni büyük bir hayranı olduğum Stefan Zweig'e ayırmak istedim ilk yazımı. Peki Stefan Zweig kimdir? Nasıl bir hayat yaşamıştır? Hangi kitapları yazmıştır? Detaylar yazının devamında.

"Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi."

(Stefan Zweig'in hayatının özetidir sanırım kendisine ait bu söz.)


Biraz tersten gidelim Zweig'in hayatında. Nasıl son buldu bu hayat? Onu bu noktaya neler getirdi? Takvim yaprakları 23 Şubat 1942'yi gösterdiğinde Zweig ve eşi Lotte'nin ile Brezilya'da cansız bedenleri bulunmuştur. Üstelik ikili intihar etmiştir. Ünlü yazar ve eşinin intiharı kısa sürede tüm dünyada yankı uyandırır. Özellikle 1920-1930 dönemlerine damgasını vurmuş ve yazdığı eserler yaklaşık elli dile tercüme edilmiş olan Zweig, o dönem Avrupa'nın içinde olduğu savaş ve siyasi durumlardan fazlası ile etkilenmiştir. Peki böylesine ünlü bir yazarı ve genç eşini ölüme sürükleyen olaylar silsilesi neydi? Gelin Stefan Zweig'in hayatına kısaca bir göz atıp nasıl intiharı bir seçenek olarak gördüğüne bakalım.

28 Kasım 1881 yılında I. Dünya Savaşı'ndan sonra yıkılmadan önceki adı ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu olarak bilinen bölgede, Viyana kentinde doğmuştur. Sadece hayatı ile değil, ölümü ile de pek çoklarının hayatına dokunmuş olan Zweig, romanların yanı sıra yazdığı öykü ve oyunları ile de adından dünya çapında söz ettirmiştir. 61 yıllık hayatına İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca dillerini sığdırmayı başarmış olan yazar, Viyana ve Berlin üniversitelerinde felsefe eğitimi görmüştür. Maddi olarak imkanları geniş bir ailenin çocuğu idi Zweig, bu da ona istediği hayatı kurmasında bir özgürlük vermişti. Zweig'in bir arkadaşı ile yapılan röportajda arkadaşı yazar için şu sözleri sarfetmiş, "No matter where you met Zweig, his manner suggested a half-packed suitcase in the next room." Yani her daim eline bavulunu alıp hayallerinin peşinden sürüklenen bir ruha sahipmiş Zweig. Belki de onun bu fazla özgür ruhudur ölümüne sebep olan. Kafese kapatılan bir kuş misali özgürlüğü kısıtlanan Zweig kaldıramamıştır böyle bir hayatı, kim bilir...

Daha çocuk denecek yaşta sanata ve edebiyata yönelmiş ilgisi. Dergilere yazdığı şiirleri ve makaleleri göndermenin yanı sıra, 16 yaşında iken Goethe ve Beethoven'ın el yazmalarının koleksiyonunu oluşturmaya başlamış. Bu merakı onu ilerleyen yıllarda bu alanda Avrupa'nın en önemli koleksiyonerlerinden biri yapacaktı. Edebi alandaki başarıları da kendini Zweig üniversite sıralarında iken göstermişti. Şiirlerini bir araya topladığı bir eserin ilk sayısı o dönemin en ünlü Viyana gazetelerinden birinde basılmıştı. Ailesinden de gördüğü desteğin ardından çalışmalarını devam ettirmek adına Berlin'e gider yazar. 1907'de Seylan, Kalküta, Kuzey Hindistan ile başlayan yolculuğu 1911'den sonra Amerika yolculuğu ile devam eder ve akabinde 1914'te Belçika'ya gelir. Bu tarihte I. Dünya Savaşı patlak verir ve Zweig Viyana'da Savaş Arşivi'nde gönüllü olarak hizmet verir. Avrupa'yı yakıp yıkan savaşın ardından 1920'de Salzburg'a yerleşir ve Frederike Von Winternit ile evlenir. Salzburg, yazarın edebiyat açısından en verimli yıllarını geçirdiği yer olmuştur.

Gel gelelim, dünyada güç savaşlarının bitmek tükenmek bilmediği o dönemlerde, Almanya'da Hitler rejimi ortaya çıkar. Bilindiği üzre Naziler'in Yahudi kökenlilere uyguladığı şiddet politikasından edebiyat dünyası da fazlası ile nasibini almıştır. İşte bu politikadan Zweig de etkilenmiştir. Nazilern yaktığı kitaplar arasında Stefan Zweig'in de eserleri yer almaktaydı. Baskı sadece bu boyutta kalmamış ve Zweig'in evine de baskınlar düzenlenmiştir. Yazar çareyi İngiltere'ye fitmekte bulsa da, bedeni ile değil ruhu ile yaşayan bir insan olduğundan, olayların fazlası ile etkisinde kalmıştır.

Özel hayatında da çalkantılar olmuştur Zweig'in o dönemde. İlk eşi ile boşanmış, ardından ikinci eşi Lotte ile evlenmiştir. II. Dünya Savaşı sürerken yaptığı seyahatler, onu Brezilya'ya yerleştirme kararı almasına neden olmuştur. Kim bilirdi bu kararın onu öleceği yere götüreceğini? İşte bu süreç Zweig'i yavaş yavaş dibe sürüklemiştir. Gençlik yıllarının ardından iki büyük savaş görmüş, insanların katledildiğine şahit olmuş, psikolojik baskı altında kalmış olan Zweig maddi olarak bu çalkantıdan kurtulabilecek güce sahip olsa da manevi yönden yıkılan dünya barışının kalıntıları altında ezilmiştir. Eşi ile çılgınca görülse de, dünyanın artık yaşamaya değer bir yanının olmadığını düşünüp intihar etmişlerdir. Hümazimden bahsedildiğinde bu yüzden aklıma ilk gelen isimdir Zweig. İnsanları, onların acı çektiklerini görmeye dayanamayacak kadar çok seviyordu. ve belki de içindeki bu insanlık sevgisi idi onu ölüme sürükleyen. Belki daha bencil, daha umarsız olması gerekirdi, ama Zweig'i de Zweig yapan ruhundaki bu kırılganlık değil miydi?

Eserlerine gelecek olursak, eğer iyi bir Zweig okuyucusu iseniz, kitabın kapağını görmeseniz de, içinden bir iki paragraf okusanız bile "Kesin Stefan Zweig eseri" dersiniz. Öyle bir imza vardır her bir cümlesinde. Ruh halindeki karmaşıklık kitaplarına da birebir yansımıştır. Anlattıkları içinde kaybolursunuz. Genelde yazdıkları kısa öykü halindedir. Ancak belki bir başka yazarın 250 sayfada size aktaramayacağı duyguyu Zweig 70-80 sayfada fazlası ile başarır. Her bir öykünün ardından kendine hayranlık bıraktırır. Özellikle Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu öyküsüne hayranımdır. Bir kadının iç dünyasını, tek taraflı aşkını, gel gitlerini bir kadından çok çok daha başarılı bir şekilde dökmüştür kağıda. O kadının kalbinin sızısını kalbinizin en derinlerinde hissettirir size.

Benim hayatımda ve kitaplığımda yeri bambaşka bir yazar. Bir kaç yayınevinden çıkan kitaplarını okusam da en çok İş Bankası Kültür Yayınları'nın Modern Klasikler Serisi kapsamındaki çevirilerini beğendim. Eğer hala tanışmadıysanız yazarla, muhakkak bir kitabından başlayın derim. Hatta benden size tavsiye, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ya da en ünlü eseri olan Satranç başlangıç kitaplarınız olabilir.

Bazen keşke intihar etmeseydi de bizlere okuyacak daha çok eser bıraksaydı desem de, bıraktıkları ile de gönüllerde taht kurmayı başaran büyük yazar hakkında şimdilik benden bu kadar. 

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder