18 Saat - Ertürk Akşun


Kitabın Adı: On Sekiz Saat
Yazar: Ertürk Akşun
Yayınevi: DestekYayınları
Basım Tarihi: 2016 (gözden geçirilmiş baskı)
Sayfa Sayısı: 304

Selamlar!

Blogda bizlerle bugün bir grup insanın hayatlarından bir günün heyecan dolu 18 saatinin anlatıldığı Ertürk Akşun'un 18 Saat isimli kitabı yer alıyor.

Kimileri üniversiteden arkadaş kimileri ise ortak tanıdıkları sayesinde bir araya gelmiş, kimileri ise hayatın akışı içerisinde bu insanların arasına sürüklenmiş olan bir grup yetişkin ve Libyalı eylemciler ana karakterlerimiz. Kahramanlardan biri olan Nadir başarılı bir mimardır ve yeni açtığı ofisin açılış kokteyli için bir süredir hummalı bir hazırlık içerisindedir. Kimi zaman gergin kimi zaman neşeli geçen hazırlık sürecinde Nadir'in en büyük destekçileri karısı Özge ve üniversiteden arkadaşı Tolga'dır. Nadir'in ofis açma hikayesinin ardında Özge ile tanışmasından tutun da Tolga'nın sıradışı geçmişine ve bu gününe de bir kapı aralar ve karakterlerimizi daha yakından tanırız. En ön planda olanlar bu üçlü gibi dursa da aslında her karakter üzerinde özenle bir çalışma yapılmış ve her birini zihnimizde canlandırabilmemiz için bizlere fazlası ile bilgi verilmiş. Ancak hani hayatta kimi zaman hevesimiz kursağımızda kalır ya, işte sakin, eğlenceli ve kendisine yakışır şıklıkta sorunsuz bir açılış gerçekleştirmek isteyen Nadir'in planları da kokteylin orta yerine dalan dört Libyalı eylemci ile suya düşer. İşte bundan sonrası aşk, tutku, korku, cesaret ve hüznün öyküsüdür. Ancak parantez içinde belirtmek de isterim ki şu an bize kötü görünen bir şeyin aslında güzel şeylere vesile olabileceğinin de bir öyküsü olmuş kitap. 

Gelelim benim fikrime. Öncelikle Ertürk Akşun'un okuduğum ilk kitabıydı ve anlatım tarzını oldukça beğendim. Okurken yormuyor, havada kalan noktalar bırakmıyor ve hikayenin içine girebilmeniz adına size vermesi gereken her türlü bilgiyi veriyor. Hikayenin geçtiği mekanlar bildiğim yerler olduğu için okurken buraları gözümde canlandırmak oldukça kolay oldu benim için ve bu da ayrı bir tat katmış öyküye. Rehin alındıkları süre boyunca Libyalı eylemcilerin öyküsü belli ki üzerinde çalışılmış araştırılmış, buram buram emek kokuyor. Verilen bilgiler tarih bilgisi çok derin olmayanlar için bile fazlasıyla açıklayıcı. Eylemlerinin ardındaki hikaye ortaya çok güzel serilmiş. Bir de ben eylemcilerin kendi içerisindeki ilişkisinin aktarılış şeklini çok beğendim. Yaşadıkları hüzün, içlerindeki amaç, kalplerindeki korku, korkuyu saran inanç... Her bir duyguyu okurken hissettim. Ancak belirteyim ki, eylemci filan dedik diye macera kitabı beklemeyin, "insan" odaklı bir kitap ve ben bu yönünü beğendim. Klasik rehin alma öykülerinden farklı kılıyor bu yanı kitabı.

Ama.. Diyelim ve devam edelim. Neden bilmiyorum hikayenin özellikle rehin alınma kısmını özünde sevdiysem de, içime sinmeyen bir şeyler oldu bitirdiğimde. Karakter sayısı fazla geldi bana biraz. Böyle her karakter için detaylı bölümler ayrılan kitapların başında kitap künyesi olmasını tercih ederim kendi adıma. Kitap hakkında yazılan yorumları okuduysanız cinsellik içerdiğini de biliyorsunuzdur. Kitaplarda cinsel ögeler olmasına karşı değilim, aksine hayatı olduğu gibi aktarmak için kimi yerde gerekli olduğunu da düşünüyorum. Ama ele alınış biçimini sevmedim. Bir de kitap bölüm bölüm, her bir bölümde bir karakter ele alınıyor ve bir kaç bölüm sonra o karaktere geri dönüyoruz. Muhakkak başka yayınevlerinde de vardır ama ben Destek Yayınevi'nin çıkardığı benzer şekilde bir kaç kitap daha okudum, büyük ihtimalle yakın zamanda okuduğum için biraz tuhaf geldi bana. Bir de benim okuduğum kitap gözden geçirilmiş baskı, ancak hala ufak tefek yazım hataları bulunuyor.

Kitaba Puanım 3/5


"Gözümüzle gördüğümüz her güzel şeyin arkasında mutlaka bir giz ya da bir acı saklıdır."

"... Sadece durup bakarak, sadece izleyerek var olabilen aciz ve hükümsüz bir kitledir bunlar. Yaşamadan yaşıyormuş gibi yaparlar. Mış gibi hayatlar."

"İstanbul mu?
Umutsuzluktan kıvranan kör bir solucan gibiydi artık. İnsanlarıysa bu solucanın kanında boğulmuş birer cesetti sadece..."

"Aslına bakılırsa kim kaderini elinde tutabiliyor ki tam anlamıyla? Herkes kendisine dayatılanlardan birini seçmiyor muydu sonuç olarak! Onca dayatmanın arasında ne kadar özgür sayılırdı ki?"

"Haritası henüz çizilmemiş bir ülkede başıboş dolaşan yolculardan olmak, nerede olduğunu bilmemek..."

"Korkulardan ve zorunluluklardan daha büyük bir mahkumiyet mi vardı sanki hayatta?"

"Hayat gittikçe soğuyor ve sanırım bir süre sonra bedenim de buz tutacak."

"İnsanın en büyük cehennemi vicdan azabıdır."

"Seni diğer insanlardan ayıran en önemli şey yalnızlığındır ve bu yalnızlığa katlanabilme hünerin."

"Dostluk mum gibidir. Her yer aydınlıkken belli etmez kendini. Bazı şeyler ancak karanlık bastığında görünürler. dostluk gibi."

"Kanı bir olanlar değil kalbi bir atanlar genetik durumları her ne olursa olsun sevebilirlerdi birbirlerini."

"Sen daha ortada bir felaket yokken bile o felaketi yaşamaya başlıyorsun. Geriye dönüp baktığında sadece acı hatıraları hatırlıyorsun. Bense henüz gelmemiş mutluluklar için bile sevinç duyabiliyorum."

"Bazen sonunu bilirsin ama süreci yaşamak daha cazip gelir insana."

"Şehir ne kadar kalabalık olursa olsun, içinden bir kaç kişiyi çıkardığınızda o şehir ıssızlaşıverir ve bütün anlamını kaybeder."

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder