Katyanın Yazı


Kitabın Adı:  Katya'nın Yazı
Orjinal Adı: The Summer of Katya
Yazar: Trevanian
Çeviren: Belkıs Çorakçı Dişbudak
Yayınevi: E Yayınları
Basım Tarihi: 2015 (6. Baskı)
Sayfa Sayısı: 232
Merhaba!

Ben bu kitabı neden bu kadar geç okudum! Şibumi (yazısını okumak isteyenleri bir tık ile şuraya alalım) ile tanıştığım Trevanian'ın kalemine Katya'nın Yazı ile devam edeyim dedim ve başından sonuna eşsiz bir hikayeye tanıklık ettim.

Bilenler bilir, Trevanian en az kitaplarındaki karakterler kadar gizemli bir yazardır. Daha önceleri bir takım farklı takma isimlerle de yayınladığı kitaplar olduğu gibi Trevanian da yazarın kullandığı bir diğer takma isimdir. (Yazarın gerçek adı Rodney William Whitaker, Trevanian daha hoş durmuş kabul :P) Bu kadar laklaktan sonra kitabımıza geçelim!

Satır aralarına saklanmış bir kitap Katya'nın yazı. Okurken sıradan bir aşk hikayesi gibi görünse de, sayfalar ilerledikçe bu aşk öyküsünün altında yatan dramı keşfetmek oldukça şaşırtıcı oldu.  

Büyük savaştan hemen önce, 1914 yılında Fransa'da Bask bölgesinde geçiyor hikayemiz. Kendisi de bir Bask genci olan Jean-Marc Montjean okuldan yeni mezun tecrübesiz bir doktor olarak yaşlı bir meslektaşının yanında işe başlıyor. Gerçeklerin dünyasından çok hayaller aleminde yaşamaya meyilli olan Montjean, herkesin "muhteşem" olarak nitelendirdiği o yazı aşkı bulma inancı ile geçirmektedir. Ve bu hayalleri yine güzel bir yaz günü ağaçların altında vakit geçirdiği bir zamanda karşısından emin adımlarla ona gelen beyazlar içindeki Katya ile ete kemiğe bürünüyor. Peki hangimiz bilebilirdik bu iki gencin öyküsünün geçmişten gelen acılarla harmanlanıp gelecekteki yeni felaketlere gebe olduğunu? 

Kendi felaketinden kaçamayan insanların yitip giden hayatları çok dokundu bana. Sıradan iki gencin aşk hikayesi gibi başlayıp insanın ruhunu acıtacak kadar derin bir dram öyküsü ortaya koyabilmek bana kalırsa ancak Trevanian gibi büyük kalemlerin haddinedir. Öykünün kurgusu, işlenişi o kadar başarılı, karakterlerin ruh hallerinin aktarımı o kadar iyi ki, kendimi kah Katya'nın yerine koyarken buldum, kah Montjean'ın. Hala keşfetmediyseniz muhakkak okuyun, pişman olmayacaksınız! Sitting Panda demişti dersiniz :P

Kitaba puanım 5/5


"Ben geleceği hep yığınlar halinde 'bugün' olmayı bekleyen yarınlardan oluşmuş diye görürüm..."



"Çok saçma. Her çocuk kendini anasına, babasına ebediyen borçlu sanır ama, bu doğru değildir. Eğer ortada bir borç varsa, anayla baba borçludur çocuğa. Onu bu acılar, savaşlar, nefretler dünyasına getirdikleri için. Hem de bir anlık zevk uğruna"

"Acaba neden insana iyi gelen her şey ya sıkıcıdır ya da acı verir..? Neden bedene kötü gelen her şeyin ruha iyi geldiği var sayılır..?"

“Mutluluğumuzu herkesle paylaşırız, yabancılarla bile. Önemli olan hüznü ve acıları paylaşmaktır...”

"Gençlik insana geçici bir konuktu çünkü. Yaşlılık ise, ölene kadar sizinle beraberdi."

"İtiraf ruha iyi gelir, Montjean. Ruhu boşaltır, yeni günahlar için yer hazırlar.."

"Merak! Sekizinci büyük günah! Şehvetten bile beter."

"Hepimiz karşımızdakinin bizi anlamasını isteriz ama, ayna gibi içimiz dışımız görünsün istemeyiz..."

"Gitmenin yaratacağı acı, kalmanın doğuracağı tehlikelerin yanında hiç kalır.."

"İşin acıklı tarafı da buydu zaten. Ezilen ırk, sonunda ezenin kendisine yutturmaya çalıştığı fikre inanıyordu..."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder