Aralık Ayı Okumalarım


Merhabalar

Aralık ayını ve seneyi pek güzel 6 kitapla tamamlamış olmanın mutluluğu!
  • Kuşlar Yasına Gider
  • Bilinmeyen Adanın Öyküsü
  • Frankenstein
  • Peri Gazozu
  • Vanya Dayı
  • Ruhlar Kütüphanesi
Laf edeni çok olsa da benim nazarımda en iyi yerli yazarlardan biridir Hasan Ali Toptaş. Kuşlar Yasına Gider ise en beğendiğim yerli eserler içerisinde ilk beştedir. Kitabın kapağı ise beni benden almıştır, Nuri Bilge Ceylan'ın "Yağmurdan Sonra Üç Kaz" fotoğrafı öykü ile o kadar güzel özdeşleşmiştir ki, insanın baktıkça bakası geliyor. Baba ile oğul hikayesini temel alır Toptaş bu romanında. Mistik ögeler ile bezenmiş, lirik bir şiir tadında insanın kalbinin orta yerinden yakalayan bir kitap. Düşüncükçe içimde bir burukluk olmuyor değil ama iyi ki okudum dediklerimden. Şiddetle tavsiye edilir!

Bir çırpıda okunacak kadar ince ve dili de bir o kadar akıcı bir kitap Bilinmeyen Adanın Öyküsü. Ancak içeriği çoğu yazarın belki yüzlerce sayfada anlatacağından daha derin, daha çarpıcı. Tüm adaların keşfedilmiş olduğu bir devirde hala keşfedilmemiş bir ada olduğuna inanan bir adam, inandığı şey uğruna direnen bir adamın öyküsü. Detaylı yazı blogda!


Hayatımda özel yeri olan romanlardan biridir Frankenstein. İlk kez 1818 yılında yayımlanmış olan roman günümüze ulaşan efsane kitaplardan biridir. Ancak bilinenin aksine Frankenstein canavarın değil, onu yaratan insanın ismidir. Korku ögesi olarak anılmasının aksine farklılıklar karşısında insanın ön yargısını, yalnızlığın ve dışlanmışlığın getirdiklerini ve bir bakımdan da insan ruhunun bencilliğini anlatmaktadır. Herkesin muhakkak ufak da olsa bir fikrinin olduğunu düşünüyorum ancak hala okumadıysanız muhakkak okuyun!


Ercan Kesal'ın kalemi ile tanışmama vesile olan kitabı Peri Gazozu oldu. Çok içten kaleme alınmış, Ercan Kesal'ın çocukluk, gençlik ve meslek hayatına ilişkin anılarından oluşan oldukça etkileyici bir kitap. Eğer yazar ile henüz tanışmadıysanız başlamak için mükemmel bir seçim olacağını düşünüyorum!
Keyifli okumalar!



Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönüştü. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. (tanıtım bülteninden)

Yeni nesil fantastik seriler arasına hızlı bir giriş yapan Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları serisinin üçüncü ve son kitabı olan Ruhlar Kütüphanesi yakın geçmişte bizlerle buluştu. İkinci kitabın temposu yüksek bir yerde bitmesinin ardından üçüncü kitabın yaklaşık 100 sayfalık bir kısmı beni oldukça daralttı, ancak hikaye çözülmeye ve olaylar hızlanmaya başladıktan sonrası bir çırpıda bitti desem yeridir. Ransom Riggs'in olayları betimleme gücü beni kendine hayran bırakıyor. Aksiyon geçen sahneleri okurken kendimi birebir o olayları yaşıyormuşum gibi hissettiriyor. Seriyi henüz okumadıysanız şiddetle tavsiye edilir. Detaylı yazı için tık tık :)




Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder