Huzursuzluk - Zülfü Livaneli



Kitabın Adı: Huzursuzluk
Yazar: Zülfü Livaneli
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 154
"Ben de insandım..."

İçime bir şeyler oturdu, içimden bir şeyler koptu. Hani bir kitapla insanın hayatı değişir mi derler ya, hayatım değişmese de, beni ben yapan değerlere dokunan, önceliklerimde bazı şeylerin yerini değiştiren, hayata bakışıma kendince bir renk katan, buruk bir tat bırakan bir kitap oldu Zülfü Livaneli'nin Huzursuzluk kitabı.

Biraz uzun bir alıntı olacak ama, kitabı anlatacak en iyi cümleleri, kitabın başında kendi vermiş bizlere Livaneli;

"Harese nedir bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıklıdır yani. ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. bunun adı haresedir. Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. kendi kanının tadından sarhoş olur."

Kökleri, çocukluğu Mardin'in havası ile yoğrulmuş olsa da, "kendini kurtarmak" adına batının yüzü İstanbul'da bir hayat kurmuştur kendine İbrahim. Zamanla o eğreti maske yüzüne oturmuş, coğrafyasından ruhuna miras kalanları gözardı etmiştir. Ta ki çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi çalıştığı gazetede üçüncü sayfa haberlerinden biri olarak karşısına çıkana dek. İşte böyle başlar İbrahim'in Hüseyin'in hikayesi ardında kendi hikayesini aramasının öyküsü. Olan biteni öğrenmek adına Mardin'e gitmiştir. Ama bilmiyordur ki, çıkamayacağı ya da çıkmak istemeyeceği bir girdabın içine çekilmiştir... Çocukluk arkadaşı Hüseyin'in hikayesini dinlerken birden olayın başkahramanı değişmiş ve IŞİD'den kaçan insanların sığındığı kamplarda, iki gözü kör bebeği ile adına yaşamak denirse yaşayan Ezidi Meleknaz'ın hikayesine dönmüştür. Kendi topraklarında gördüğü zulüm, onun yakasını Türkiye'de de bırakmamış, tekrar güvenebileceği bir insan ile karşılaşmışken inancı yüzünden hem kendi hem de Hüseyin'in hayatı kararmıştır. Peki neler olup bitiyor bu topraklarda bu coğrafyada? Ne kadar hakimiz olan bitene, olayları sadece savaştan kaçıp buraya sığınan insan onlar sığlığı ile mi takip ediyoruz, yoksa inançları gereği onlarca kadının, çocuğun tecavüze uğradığı, doğrudukları bebeklerin babalarını dahi bilmedikleri, belki bir akşam yemeğe çıktığınızda hesap olarak bıraktığınız paraya insanların köle gibi satıldıklarını da bilerek mi takip ediyoruz? En başta da dedim ya, bende değiştirdiği şeyler oldu bu kitabın diye, eminim ki okuyan herkeste adı gibi bir huzursuzluk, bunun yanında da bir farkındalık bıraktı kitap. Üç maymunu oynayarak kumandanın bir tuşuna basıp değiştirdiklerimizin aslında ne kadar acı ve ne kadar da bu coğrafyanın makus kaderi olduğunu söylüyor bizlere. Peki ne için yaşanıyor bunca acı? İşte kendi adıma cevabını bulamadığım ve bulacağıma asla inanmadığım bir soru bu...

Söylenecek çok söz yok... Kalemine, yüreğine sağlık Livaneli!



"Asil insanların en neşeli anlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir."

"Kalbinde ona inanç olduktan sonra ne farkı var, hepimizin onun kulları değil miyiz?"

"Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa."

"Bu dünyada hiçbir şey insanları söz kadar etkileyemez. Orta-şark da sözün zirveye vurduğu yerdir, hiçbir bölgenin şiiri, menkıbesi, masalı bu kadar kuvvetli, insanın yüreğine işleyen kudrette değildir. İşte bu yüzden bizim buralarda şairler büyücü sınıfına girer. İnsanları güzel sözlerle büyüledikleri için."

" 'Bu dünya bir penceredir. Her gelen baktı geçti.' diye tekrarlıyorum durmadan. Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözümona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi?"

"Merhamet keskin bir kılıç; merhamet gösterenin kabzasından tuttuğu ama karşı tarafı yaralayan bir kılıç."

"İnsanları pençesine almış, çöl hecirleri gibi hepimizin ağzını kan içinde bırakan "harese"den kurtulmak için yazıyorum ve zaman zaman kendimi şu sözü tekrarlarken yakalıyorum: 'Ben bir insandım!"

"Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın anne!"



"Her insanın içinde iyi ve kötü, yan yana durur. Hangisini beslersen o galip gelir."
Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Comment
    Facebook Comment

3 yorum:

  1. Merhaba.
    Gerçekten de yazar yine yüreğe dokunan satırlarla bize bazı gerçekleri anlatmış.
    Huzursuzluk kitabını okurken ve okuduktan sonra ve hala düşündükçe o kampları, o savaş olan ülkeleri içim sızlar. O çocukların gelecekleri gitmiştir artık derim ve dua ederim Rabbim savaş olan ülkelerin yardımcısı olsun......

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olan zaten hep masumlara oluyor değil mi... Tek suçu dünyaya gelmek olan insanlar çekiyor savaşın acılarını...

      Sil