Semerkant - Amin Maalouf


Kitabın Adı: Semerkant
Orjinal Adı:Samarcande
Yazar: Amin Maalouf
Çeviren: Ali Berktay
Yayınevi: Haziran 2016 (80. Baskı)
Sayfa Sayısı: 318
1949 Lübnan doğumlu Amin Maalouf'un belki de en ses getiren eserlerinden biridir Semerkant. Her sayfasını çevirdiğimde "neden bu kadar geç okudum" ve "ya hiç okumasaydım" cümleleri arasında sıkışıp kaldığım ama en nihayetinde kapağını kaparken beni kendine hayran bırakan bir eser oldu.

Kendi içinde birbiri ile derinden bağlantılı dört kitaptan oluşuyor Semerkant. Benjamin O. Lesage'nin “Atlas Okyanusu’nun dibinde bir kitap yatıyor. Anlatacağım, işte onun hikayesi” sözleri ile açıyoruz kitabı ve 11. yüzyılda başlıyor hikayemiz. Büyük Selçuklu Devleti ile Karahanlı Devleti'nin amansız kavgaları ardında Ömer Hayyam'ın Semerkant'tan İsfana'a gidişi ile başlıyor, Rubaiyat'ın varoluşu ile ince ince işleniyor. Ömer Hayyam'dan dinleriz kendi hikayesini. Semerkant'a gelen Ömer Hayyam'ı başına gelen talihsiz bir olaydan kurtaran Ebu Tahir, ona ikiyüzelli sayfalık boş bir kitap hediye eder. İşte tarihin en değerli yazmalarından biri olarak anılacak Rubaiyat'ın doğuşu da bu şekilde başlar. 

Daha sonraları Nizamülmülk ile olan hikayesi karşılar bize. İkilinin Semerkant'ta başlayıp Isfahan'da devam eden tanışıklıkları, Hayyam'ın Kum kentinde tanıştığı Hasan Sabbah'ı Nizamülmülk ile tanıştırması ile devam eder. Nizamülmülk'ün Sabbah'ı istihbarat teşkilatını başına geçirmesi ile de her birinin hayatında geridönüşü olmayan olaylar da başlamış olur. Buradan sonra Alamut Kalesi'nin kuruluşu ve Rubaiyat'ın buraya sürüklenişini dinleriz.

Kitabın devamı ise 1800'lerin sonunda başlar ve meşhur Titanic kazasına kadar devam eder. Kitabın açılış cümlesinin sahibi Benjamin O, namı diğer Benjamin Omar'ın Ömer Hayyam hayranlığının başlamasının hikayesinin ardından kendisini nasıl İran'da bulduğu ve başından geçen ilginç olayların arasında yeşeren aşkını, sonunda da Rubaiyat'a kavuşmasını ve onu meşhur Titanic kazasında kaybedişinin detaylarını dinleriz kendisinden.

Gelelim benim düşüncelerime. Gönül isterdi ki burada tarihi de göz önünde bulundurarak hem biraz tarihi inceleme yapalım, dönemin mezhep kavgalarından, Ömer Hayyam'ın bu olayların ortasındaki duruşundan bahsedelim, Hasan Sabbah'ın Alamut Kalesi'ne bir göz atalım. Daha sonraları 1900 'lerin başındaki İran'da olan bitenlerden bahsedelim. Belki bir gün o kadar detaylı incelemeler de yapabileceğim gün gelir ancak şimdilik bu fikir bir kenarda dursun, biz kitabımız hakkında kısaca konuşalım. Dili sade ve akıcı. Maalouf'un hikaye örme şekli okuyucuyu içine çeken türden. Olayları birbirine bağlayışı o akdar yumuşak ki, arada yüzyıllar da geçmiş olsa iki olay arasındaki o ince bağlantı sizi çok güzel içine alıyor. Politikayı, savaşı, acıyı, aşkı ve insan ile nesneye olan tutkuyu tarih ile renklendirerek çok güzel bir kitap ortaya çıkarmış Maalouf. Muhakkak okuyunuz diyebileceğim güzellikte bir kitap. O zaman biraz da alıntılar diyelim :)

"Ben,mahşer gününün dehşetinden başka iman,secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim.Ben nasıl mı namaz kılarım?Bir gülü seyrederim,yıldızları sayarım yaratılışın güzelliğini,onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim,Rabbim'in en güzel eseri olan insanın,onun bilgiye aç beyninin ,aşka aç gönlünün,uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duygularının karşısında hayranlığa kapılırım."
"Gözlerini,kulaklarını ve dilini korumak istiyorsan,gözlerin kulakların ve bir dilin olduğunu unut."

"Hiçbir şeye şaşırma; hakikatin de, insanların da iki yüzü vardır..."

"Kitaplarda bir efsane dolaşır. İçinde bulunduğumuz bin yılın başına her biri kendince damga vurmuş üç İranlı arkadaştan söz eder bu efsane: Dünyayı gözleyen Ömer Hayyam, o dünyayı yöneten Nizamülmülk ve aynı dünyaya dehşet saçan Hasan İbni Sabbah..."

"Hayyam da, taptığı Suriyeli şairin vecizesini benimsemişti: Beni dünyaya getirenin günahını çekiyorum, ben bu acıyı kimseye çektirmeyeceğim."

"Denize atılmakla tehdit edilen bir balık korkar mı hiç?"
“Öyle bir an gelir ki tüm kararlar kötüdür; sorun, sonradan en az pişman olacağın kararı bulup seçmektir.”

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder