Üst Kattaki Deli Kadın - Cathrine Lowell


Kitabın Adı: Üst Kattaki Deli Kadın
Orjinal Adı: The Madwoman Upstairs
Yazar: Catherine Lowell
Çeviren: Çağla Önsal

Yayınevi: Arkadya Yayınları
Basım Tarihi: Ekim 2017
Sayfa Sayısı: 403
Sitting Panda size burada öncelikle ön yargıların ne kadar yanlış olduğundan bahsedecek :P Kitabın adını bir süredir sosyal medyada görmeme ve konusu hakkında hiçbir fikrim olmamasına rağmen nedendir bilinmez pek benlik değil bu kitap diye artistlenmişliğim yok desem yalan olur. Amma velakin gelin görün ki kitap elime ulaşınca arka kapağına şöyle bir göz atıp da Bronte kardeşler ifadesini görünce bir hımmm demedim değil. E hadi bir bakalım demem ile kitabı bitirmem arasında 48 saat vardır ya da yoktur. Ne demiştik yazının başında, ön yargı.... 

Hatırlamayanlar için bir hatırlatalım kimdi bu Bronte kardeşler, Uğultulu Tepeler, Jane Eyre ve Agnes Grey kitaplarının yazarları olan edebiyat tarihinin en ünlü kadınları olan kız kardeşler. Hatta hayatları anlatılanlara göre pek bir entrikalı olsa da bu konuya kız kardeşlerden birinin bir kitabını blogda paylaştığımda yer vermeyi tercih ederim. Olaylar olaylar! Peki bu kız kardeşlerin kitabımızla alakası nedir? Catherine Lowell modern edebiyatı klasik edebiyata ait bu üç ünlü isimle harmanlamış ve ortaya tadından yenmeyen bir kurgu çıkarmış. Başkahramanımız Samantha Whipple, bu üç kız kardeşin nesiller sonra hayatta kalmış olan tek akrabalarıdır, o nedenledir ki edebiyat dünyası tarafından kendi istemese de bir ilgi görmektedir. Karakterin başından geçenlere verdiği tepki zaman zaman "kızım senin edebiyatla ne işin var" dedirtse de bizlere, damarlarında dolanan Bronte kanı onu da ele geçirmiş ve kendini Oxford Üniversitesi'nde edebiyat öğrencisi olarak bulmuştur. 

16 yaşında iken babasını kaybeden Samantha, annesi ile olan kopuk ilişkisini göz önüne aldığımızda oldukça yalnız ve içe kapanık bir hayat sürmektedir. Oxford'a geldiğin günden beri peşine takılan Bronte ruhu da onu gitgide bir çıkmaza sokmaktadır. Edebiyatın konuşulduğu bir dünyada edebiyat tarihinin önemli karakterlerinin son akrabası olmak çevrede geniş sükse uyandırmış olsa da, Samantha bu kargaşadan kaçmaya çalışmaktadır. Ancak bunu ne kadar başarabilecektir o da ayrı mesele. Sıkıntılı geçen okul hayatı, ölen babasından gelen bir "mesaj" ile birden hareketlenir. Samantha babasının ona anlatmaya çalıştığı şeyin izini ipuçlarını takip ederek bulmaya çalışırken, biz de onun bu macerasında ona eşlik ederiz!

Oldukça keyifli ve sürükleyici bir kitap oldu benim için!

"İyi bir kitap onu okuyan kişide asla silemeyeceği bir iz bırakır, yapman gereken tek şey gözünün önünde duran şeyi görebilmeyi öğrenmekte"

"Babam bütün başkarakterlerin kendilerini yaratan yazarların bir örneği olduklarını söylerdi; bu, yazarın kendisinin varlığından haberdar olmadığı bir yönünü tanıması gerektiği anlamına gelse bile. Gereken tek şey cesaretti."

"Amacıma ulaşamadığımı gördükçe yaşamış tüm yazarlardan nefret etmeye başladım. Hemingway, Keats, Shakespeare, Tolstoy, Rumi, Poe, Garcia Marquez. Ve Homeros, çünkü onun eseri olan Odysseia öyle uzun ve öyle güzeldi ki... Bu yazarlar hayattaki en büyük felaketleri alıp, güzel ve evrensel bir şeye dönüştürmeyi başarabilmiş insanlardı. Terk edilmişliği alıp, kalıcı bir bağa dönüştürebilirlerdi.  "

"Cevabı elimi tutmak oldu. Birinin olduğu anda kalmasını istiyorsan, elini tutmak kesinlikle bu iş için biçilmiş kaftandı. O an geçmiş alakasız geliyordu, gelecekse gereksiz. İçime yeni bir duygunun yayıldığını fark ettim, sanırım rahatlamaydı."

"Edebiyatçının amacı insana nasıl düşüneceğini öğretmektir; nasıl gerçekçi olunacağını değil. Gerçek dünyadaki olaylar arasındaki ilişkiyi anlamaya bizi hazırlayabilecek tek şeyi birbiriyle alakasız gibi görünen olayları birbirine bağlayan dokuları keşfetmeyi öğrenmektir."


"Acı insana bir kez bulaştı mı onu korkunç yerlere çekebilir."

"Çay yapan, sıkıcı elbiseler giyen bir kadına cinayeti yakıştıracak pek az insan vardır, ama ben asıl o kadınlardan korkulacağını biliyordum."


"Geçmişte yaşıyordu çünkü orada kaybedebileceği bir şey yoktu."

"Sen deliliği vahşi ve şiddetli bir şey olarak görüyorsun , bense vahşi ve şiddetli durumlara karşı mantıklı bir tepki olarak görüyorum."


"Ölü bir adama verilmiş söz, rüzgarda dağılan kum gibidir."

"Bugünün dünyasında Virginia Woolf'un en büyük feminist hayallerinden biri gerçekleşmişti. Bir kadın olarak kendime ait bir odadaydım. Dünya artık bana "İstersen yaz, benim için fark etmez" diyordu."

"Hakikati söylemek istedim çünkü hakikat her daim, almaya hazır olanlara dersini kendiliğinden verir. Fakat çoğu zaman, kuyunun dibinde yatan bu paha biçilemez hazineyi dalıp çıkarabilmek cesaret ister. Çünkü bunu yapan çıkardığı cevher için teşekkür almak yerine, içine batmaya cüret ettiği çamur ve su için kınanacaktır."

"Okumak, insana cesareti öğretir."
Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder