Clarissa - Stefan Zweig

Kitabın Adı: Clarissa
Orjinal Adı: Clarissa
Yazar: Stefan Zweig
Çeviren: Gülperi Sert
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Tarihi: Mart 2017 (İstanbul, 3. Baskı)
Sayfa Sayısı: 177

Bugün blogda benim için çok özel bir yazar olan Stefan Zweig'in Clarissa isimli romanı var. Roman, yazar öldükten 39 yıl sonra Knut Beck tarafından taslakların bir araya getirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Yani büyük ustanın ruhundan kağıda dökülen son satırlardır bu okuduklarımız. Kitabı okuyanların çok net göreceği bir bulanıklık var kitapta. Kitaba adını veren kahramanımız Clarissa, hayatının bazı dönemlerini net hatırlayamamaktadır. 1924'te intihar eden Zweig, aklındaki bulanıklığı, savaşın ruhunda bıraktığı acıları Clarissa üzerinden boşaltmak istese de, intihar onun için kaçınılmaz son olmuştur. Taslak halinde olan bir romanı bile bu kadar etkileyebiliyorsa insanı, Zweig'i ve onun kitaplarını bu kadar çok sevmem de doğal zannedersem.



Konu, 1900'lü yılların başında Clarissa'nın çocukluğu ile başlıyor ve 1930'a değin uzanıyor. Ancak genel olarak 1.Dünya Savaşı yıllarında Clarissa'nın yaşadıklarını temel alıyor. Oldukça kuralcı bir askerin iki çocuğundan küçüğü olan Clarissa, annesinin ölümünün ardından çocukluğunu ve genç kızlık dönemini bir manastırda geçirmiştir. İşinde olduğu kadar çocukları ile ilişkisinde de kuralları olan babası, her ne kadar kendi doğruları çevresinde kızı ile ilişki kurmaya çalışsa da, baba kız arasında sevgiden çok saygıya dayalı bir ilişki büyür. Öyle ki Clarissa gün gelir kendi duygularından çok babasını hayal kırıklığına uğratmayacak yönde kararlar vermeye başlar. Manastırdaki hayatının ardından bir psikoloğun yanında işe başlayan Clarissa, bir iş seyahati sırasında Fransız bir adama aşık olur. Karşılıklı aşkında her şey umduğundan çok daha iyi bir halde seyrederken, Avrupa'yı kasıp kavuacak savaş başgösterir. Nice öyküleri yarım bırakan bu savaş, Clarissa ile aşkının arasına da girer, çünkü Clarissa'nın babası için Fransız biri düşman demektir. Savaşın başlaması ile vatanına geri dönen Clarissa, hemşire olarak savaş boyu üstüne düşeni gerçekleştirmek için bir hastanenin yolunu tutar. Ancak savaşın yok ettiği canlar arasında kalbinde büyüttüğü aşkı ona yaşama tutunmak için güç vermektedir. Filler tepinir, çimenler ezilir... Devletlerin savaşları Clarissa'nın ki gibi pek çok aşkı öksüz bırakır.



Stefan Zweig'in ruhu kadar narin bir roman, romanın kendisi gibi yarım kalan bir aşk... Muhakkak okunmalı!

"Ayrıca savaş boyunca insanlık dememek gerekir, savaş insanlığa yakışmıyor."

"Her uykuda bir parça ölüm vardır."

"Benim için Fransız'ı , Rus'u ya da Avusturyalısı yoktur , düşman kan hücrelerine dayanarak tespit edilemez."

"İnsan kendini gönülden bağlı hissettiği yerden bir adım kımıldayamaz."

"Savaşla ilgili normal ve insancıl bir görüşe sahip olabilmek için tek bir olasılık vardır: savaşın farkında olmak ve savaşı kendileri asla cephede bulunmamış savaş çığırtkanlarından dinlememek."

"Yalnızca sen ve ben, biz ikimiz dünyanın kendisiydik ve dünya daha önce hiç olmadığı kadar büyük ve güzel görünüyordu."

En içten hisler karşısındakine anlatılmadıktan sonra ne değer taşır ki."

"İzin verilince fazla konuşması insanın bir zayıflığıdır."

"Eğer insan kendi yaptığını doğru buluyorsa , diğer insanların buna saçmalık ya da aptallık demelerinin bir önemi yoktur..."

"Ne için yaşadığınızı bilemeyeceksiniz. Ama birinin annesi olmanın bir anlamı vardır, ben bunu kısmen de olsa biliyorum.. Cephede bir oğlum var."


Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder