Doğunun Limanları - Amin Maalouf


Kitabın Adı: Doğu'nun Limanları
Orjinal Adı: Les Echelles du Levant
Yazar: Amin Maalouf
Çeviren: Saadet Özen
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Basım: Ocak 2017 (61. baskı)
Sayfa Sayısı: 183

"Benim değil bu hikaye, bir başkasının hayatını anlatıyor. Sadece belirsizlik ya da tutarsızlık sezdiğimde el sürdüğüm kendi kelimeleriyle. Her gerçek kadar değeri olan kendi gerçekleriyle." cümleleriyle başlıyor hikayemiz.

1976 yılında Paris'te bir metroda bir tesadüf sonucu üstü tozlanmış bir hikayenin kapağı aralanıyor. Anlatıcımız bir adamın kalbine dokunuyor ve yıllardır cesaret edemediği bir şeyi yaptırıyor ona, hikayesini anlattırıyor. Notları kaleme alan kahramanımız, metroda bir adam görür ve bir anda heyecanlanır. Çünkü şüphesi yoktur ki yıllar önce bir kitapta gördüğü fotoğrafın kahramanıdır karşısında duran adam, İkinci Dünya Savaşı sırasında doğudan ayrılmış ve Avrupa'da direnişe katılmış kahramanlardan biridir bu adam! Zor da olsa adam ile kurduğu ilişki, yıllarca acı çekmiş insanların öyküsünü anlatmasını da sağlar.

Doğu ile Batı arasında geçiyor hikayemiz. Kökü Osmanlı'ya kadar dayanır. Vakti zamanında bir Osmanlı prensesinin aklını yitirmesi ile tohumları atılmıştır. Aklını yitiren bu prensesi tedavi amaçlı Adana'ya götüren doktor ile evliliği filizlendirmiştir olacakları. Yıllar geçer, bu çıldırmış prensesin torunlarının hayatına sirayet eder onun isyanları. İşte o torunlardan biridir "İsyan". Babası adı gibi isyankar, direnişçi olsun diye bu ismi vermiştir ona. Ancak İsyan'ın gönlünden ise doktor olmak geçmektedir. Bir şekilde ablasının da yardımı ile babasına bu isteğini kabul ettiren İsyan, kendini Paris'te bir üniversitenin tıp fakültesinde bulur. Kaderini kendi çizeceğinden emin olmasına karşın, biz hayal kurarız hayat onları yıkar sözü misali isminin anlamı peşini bırakmamıştır İsyan'ın. Avrupa'da ortaya çıkan ve gençlerden oluşan direniş grubunun orta yerinde bulmuştur kendini. Hiç hesapta yokken o da isyan edenlerin safına geçmiştir. Tüm bu kargaşanın arasında bir aşkın da tohumu atılır. Kendisi gibi direnişe dahil olan Clara ile yolları doğuda tekrar kesişir ve evlenmeye karar verirler. Tüm kargaşadan uzak, çocukları ile mutlu bir hayat hayali kurarlarken hayat onlara bir oyun daha oynar ve henüz çocukları doğmamışken yolları ayrılır. Maalouf da o mükemmel kalemi ile bize aşkı, isyanı, savaşı, yitip giden hayatları, savaşın götürdüklerini anlatır. Şimdi bu yazdıklarımdan yola çıkıldığında kavuşamayan aşk öyküsü gibi dursa da, savaşın öyküsüdür Doğu'nun Limanları. Kazanan yoktur savaşta, herkes kaybeder; kimi canını, kimi toprağını, kimi vatanını, kimi de sevdiklerini kaybeder. Elde avuçta kalan sadece yitip gidenlerin anısıdır, işte Doğu'nun Limanları da bu anıların öyküsüdür.

Gönül rahatlığı ile okuduğum en güzel kitaplardan biri diyebilirim!

"İnandığım insanlar yüzünden, beklediğim yarınlar dünde kaldı..."

"Kaderin karşısında, kedinin güzelce oynadıktan sonra öldürmeye hazırlandığı fare gibiydim. Derler ya, ne kaçabilen ne de hayatta kalmak için bir çıkış bulabilen fare o anda çıldırıp fırıldak gibi dönmeye başlarmış."

"Nazizmden, Fransa’yı işgal ettiği gün değil, Almanya’yı işgal ettiği gün nefret ettim."

"Öfkeliydim, kendime karşı öfkeli. Hep böyle olurum. Aylarca sessiz kalırım, neredeyse konuşmayı unutacak kadar, sonra birden baraj yıkılır ve ne varsa; neyi tutmuşsam her şeyi koyuveririm, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar ve daha susmadan pişman olurum."

"Bir insanın hayatının doğumuyla başladığına emin misiniz?"

"Utanmasam, doğmak için başkasını öldürdü, diyeceğim."

"Yarınlar ne denli karanlıksa öbür günler o denli aydınlıktı."

"Tiksindiğim bir şey varsa, o da ırkçılık, ayrımcılıktı. Babam Türk annem Ermeni'ydi; felaketlerin ortasında el ele tutuşmalarını sağlayan, düşmanlığı beraberce reddetmeleriydi."

"Günlerin hep aynı olduğu bir ömrün çetelesini tutmak neye yarar ki?"

"Ölüme son çare olarak bakmalısın. Hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını bil. Ama ölüme gidebileceğin için onu yedekte tut; sonuna kadar."

"Gelmemenin bir vakti yoktur. İnsan coşkuyla beklerken ne kadar zaman geçerse, o büyük günün yaklaştığına o kadar inanır. Bir yıl mı geçmiş? Ne yapalım, dersiniz, hazırlanması en az bir yıl sürerdi zaten... İki yıl mı geçmiş? Gelmesinin eli kulağındadır..."

"Herkes ötekilerin duasını sustursun diye kendi tanrısına yakarıyordu."

"Şansa inanır mısınız? Ya da kısmete? Bizim oralarda, "insan ancak lambasının fitili bittiğinde ölür", diye bir deyim vardır. Galiba benim fitilim henüz bitmemişti."

"Aşk ilk günkü gibi kalabilir, heyecan da öyle. Aylar da geçse, yıllar da geçse. Hayat insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir."


Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder