Kabuk - Zeynep Kaçar


Kitabın Adı: Kabuk
Yazar: Zeynep Kaçar
Yayınevi: Sel Yayınları
Basım Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 173
Ekranlardan aşina olduğumuz bir yüz olan Zeynep Kaçar'ın ilk romanı Kabuk bugün blogda! Bu sefer kitabın konusundan değil, kapağından başlamak istiyorum. Kitabı ilk elime aldığımda kapaktaki matruşkaları anlamlandıramasam da, hikayenin içine girdikçe bu kitabı bu kapaktan daha iyi anlatan bir görsel olamazdı demekten alamadım kendimi. Bir aile, üç kuşak, üç kadın, üç farklı delilik...

Sabiha, Sezin, Füsun... Anneanne, anne, kız... Her biri hayatta başkaları yüzünden üzülmüş kadınlar. Sabiha eşi tarafından başka bir kadın için terkedilmiş, oğlunu ise kaybetmiş bir kadın. Her insanın acıya verdiği tepki farklı derler ya, Sabiha da uyuyarak vermiş tepkisini acılara karşı. Gerçeklerden kaçmak için düşlerine sığınmış bir kadın... Kayıp olan kardeşinin acısını derinden yaşayan Sezin... Annesi ve ananesinin deliliği kaderi olmasın diye tüm çabalamalarına rağmen kaderinden kaçamayan Füsun. Ve bu üç kadın kimi zaman kulağa hoş ve sıcak bir kavram gibi gelen aile kabuğunun ardında sıkışıp kalmışlar.

Cinsiyeti olan romanlardan Kabuk tam anlamıyla bir kadın romanı. Bir kadının acıları ile yoğrulmuş, ruhundan kalemine akmış, her bir hissi bir karakterde can bulmuş. böyle olunca da ortaya içimizden bir hikaye çıkmış. Okurken size kendi hislerinizi anımsatacak duygular bırakmış. Acılar, sevinçler, umutlar, hayal kırıklıkları... Okurken ilk başta karakterler birbirine giriyor gibi görünse de, bir süre sonra taşlar yerine oturuyor ve sizi sürükleyici bir delilik ortamına çekiyor. Feminist bir yazardan bekleneceği üzere ataerkilliğe direnen, erkeğin adının olmadığı bir kitap. Okuyunuz efendim :)

"...insan insanın ilacıdır. İyi gelir yanyana durmak."

"İçinden bakarsan görünmüyor lakin biraz uzaktan bakarsan gerçekler olduğu gibi duruyor karşında. Kim bilir neleri fark edemiyoruz çok yakından baktığımız için? Hatta kendimizi bile!"

"Ölüm Allah'ın emri. Ve elbet sizi de vuracak bu cümle. Sanmayın ki kibriniz kurtaacak ölümden o sakil gövdenizi. Hiçbir işe yaramayacak kıldığınız bayram namazları."

"Yitirmeyi kabullenmek insanın en zorlu sınavlarından biriydi. Şimdi ve hala başka bir yitiriş sınavının ortasındayım ama artık kalbim olmadığı için, rahat sayılırım."

"Aşk doğanın kadınlardan intikam olma yöntemi miydi yoksa?"

"Oysa her kadın başka türlü bir derinlik, başka türlü bir kuyudur. Ve açını iyi ayarlamasını bilirsen her kadın kendi dünyasında çok katmanlıdır. Sırf bir dünya kurabildiği için. Bir dünya kurmayı bildiği için. Belki dünyayı küçücük bir avuca sığdırdığı ve o avucu erkeğin ellerine sakince bırakabildiği için."

"O zamanlar bir kalbim vardı. Zulüm ne henüz bilmiyordum. Bilmediğim için vardı bir kalbim."

"İnkar çok kuvvetli bir savunma biçimi."

"İnkar aile geleneğimiz. Tutunduğumuz elimizden gidince inkar ediyoruz hakikati."

"Genç kızlık düşleri yasaklanmalı. Daha ortaya çıkmadan engel olunmalı o kendini aldatma haline. Birileri söylemeli gerçeği. "Hayat kepaze bir şeydir ve aşk acısı acıların en hafifidir."

"Bazı kadınlar aşık olduklarında ne yapacaklarını bilemezler. Ask onlara göre değildir. Kendilerini akil sahibi sanan bu kadınlar bir anda akla dair ne varsa yitirirler. Duramazlar. Bir dursalar, biraz sakin, kısa bir an bile yeter ama hayır, duramazlar. Ne varsa içlerinde bir an önce hemen oracıkta öylece ulu orta dökmek, bütün duyguları yaşamak, ve o dinginliğe varmak isterler. Varılsa oraya dinecek sanırlar tüm endişeleri. Ne yazık, düşündüğümüzden kuvvetli bir zehirdir endişe. Bazı kadınlar aşktan çok endişeyle zehirlenir."

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder