Koleksiyoncu - John Fowles


Kitabın Adı: Koleksiyoncu
Orjinal Adı: The Collector
Yazar: John Fowles
Çeviren: Münir H. Göle
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Basım Tarihi: 2016 (7. Baskı)
Sayfa Sayısı: 304
Uzunca bir süredir merak ettiğim bir kitap olan Koleksiyoncu'yu nihayet okudum! Keşke bu kadar beklemeseydim desem de, iyi ki okumuşum deyip kendimi avutarak devam edeyim :P

Arka kapağından bir alıntı ile başlayalım, "Koleksiyoncu, İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından John Fowles’un, birçok yayınevinden geri çevrilme talihsizliğini yaşayan ama yayımlandığında kendisine bugünkü ününü getiren ilk romanı. ". İlk roman için kendi adıma oldukça başarılı bulduğum bir hikaye karşıladı beni. Asosyal olarak nitelendirebileceğimiz başkahramanımız Frederick Clegg, kelebek koleksiyonu yapan bir belediye çalışanıdır. Aynı muhitte oturan resim öğrencisi Miranda'ya olan saplantılı ilgisi onu gün geçtikçe tehlikeli biri haline getirmektedir. Yaşam şartlarından ötürü sadece ilgi düzeyinde kalan bu takıntı, Clegg'in ikramiyeden yüklü miktarda para kazanması ile farklı bir boyut kazanır. Kendine gözlerden uzak bir yaşam alanı meydana getiren Clegg, koleksiyonuna ekleyeceği en nadide parçayı da ele geçirmenin yollarını arar. Bu sırada yeni evinde koleksiyona ekleyeceği Miranda için onun seveceğini düşündüğü, ancak tek eksiğinin özgürlüğü olacağı bir alan inşa eder. Öyle ki bu alanda her türlü kıyafet, kişisel ihtiyaçlar, sanatsal parçalar mevcuttur. Nihayet amacına kavuşan Clegg, Miranda'yı bu modern zindana hapseder. işte romanın kırılma anı da burasıdır (spoiler verdin demeyin, bunlar kitabın arka kapağında da yazıyor :P ). Miranda'nın gözlerini açtığı andan itibaren bizleri iki karakterin hem kendi içlerinde hem de birbirleri ile yaşadıkları psikolojik savaş bekler.



İşte bu noktadan itibaren Fowles'in ne kadar güçlü bir kalem olduğunu anlıyoruz. Birbirine taban tabana zıt iki karakter üzerinden insan psikolojisi derinlemesine incelenirken, aynı olaylar karşısında farklı iki insanın nasıl tepkiler vereceğini ya da o olayları anlayış biçimlerinin de birbirinden ne kadar farklı olabileceğini görüyoruz. Av ile avcının sürekli değiştiği bu hikayede kimi zaman Clegg Miranda'yı fiziken tutsak etmesinin üstünlüğünü kullanırken, kimi zaman da Miranda Clegg'in ruhunu tutsak etmesinin avantajlarını kullanır. Miranda'nın kaçma planları ile Clegg'in onu hapsetme mücadelesi arasında gidip gelen, temposu yüksek bir hikaye. Yazarın yazım dilinin oldukça sade olmasına karşın, anlatımının da bir o kadar akıcı ve bağlayıcı olması, kitabı elinizden düşürmeden bitirebilmenizde oldukça etkili. Ayrıca iki bölümden oluşan kitapta ilk bölümün Clegg ikinci bölümün ise Miranda'nın gözünden anlatılmış olması, bize olayları farklı açıdan değerlendirebilmemizde yardımcı oluyor. 



Okunası, okutturulası!


"ama unutmak insanın yapabileceği değil, başına gelecek bir şeydir ve benim başıma gelmedi."

"Söylediklerim seni hayal kırıklığına mı uğratıyor?Amacım da bu."

"Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız. Bu anımsanacağımızın, varolduğumuzun bir işaretidir. Bu nedenle sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır. O da anımsanır..."

"Ait olmak iki yönlüdür. Bir veren, bir de verileni alan. Sen bana ait değilsin, çünkü seni kabul edemem. Karşılığında bir şey veremem."

"İnsanları ele veren konuşma biçimleridir, ne söyledikleri değil."

"Onu öldürmek, inandığım her şeye karşı çıkmak anlamına gelir. Kimileri, sen yalnızca bir damlasın, sözünde durmaman bir damla, önemi yok, diyecekler. Ama dünyadaki kötülüğü destekleyen bu küçük damlalardır. Küçük damlaların önemsizliği üzerine konuşmak saçmalıktır. Küçük damlalar ve okyanus aynı şeydir. "

"Bir şeyi çizersen yaşamayı sürdürür, fotoğrafını çekersen ölür."

"Duyguları ifade edememek, derin olmadıkları anlamına gelmez."

"Su beden için neyse, amaç da zihin için odur."

"Politik açıdan Sol'da olman gerekir çünkü yalnızca sosyalistler, tüm hatalarına karşın, başkalarını kendilerine tasa edinirler. Hissederler, daha iyi bir dünya isterler."

"Nedeni benim. Ben onun deliliğiyim. Yıllar boyu deliliğine bir özne arıyordu. Sonunda beni buldu."

''Erkekler aşağılık yaratıklardır!'' dedi. ''En aşağılık yanları, bu sözleri yüzlerinde bir gülümsemeyle söyleyebilmeleridir'' dedim.


Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Comment
    Facebook Comment

2 yorum:

  1. Merhaba.
    Kitabı henüz okumadım ama Ayrıntı ve Sel Yayınlrının genelde bütün kitapları iyi çıkıyor gözlemlediğim kadarı ile.
    Sevgiler, iyi bayramlar şimdiden.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar,

      Beğendiğim yayınevleridir ikisi de, özellikle Sel Yayınları'ndan çıkan öykü kitaplarını oldukça beğenirim. Size de iyi bayramlar, sevgiler :)

      Sil