Ağrıdağı Efsanesi - Yaşar Kemal


Kitabın Adı: Ağrıdağı Efsanesi
Yazar: Yaşar Kemal
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: Kasım 2016 (46. baskı)
Sayfa Sayısı: 119
Edebiyatımızın efsane isimlerinden biri olan Yaşar Kemal'in Ağrıdağı Efsanesi kitabı bugün blogda bizlerle. Kısacık olmasına rağmen insanın içine işleyen bir konu ve anlatım bu kitapta bizleri bekliyor.

Ağrı Dağı eteklerinde bir köylerde başlıyor hikayemiz. Bölgenin yöneticisi Mahmut Han'ın kızı olan Gülbahar ve bu köylerden birinde yaşayan Ahmet'in hikayesi ile tanışıyoruz. Zengin kız, fakir oğlan aşkı.... Kavuşmak öyle mümkün müdür? Kavuşsalardı adı destan mı olurdu? Üstelik bu iki aşığın arasına giren yalnızca bir at olmuştur. Han'ın elinden kaçıp Ahmet'in kapısına dayanan bir at... Gelenekler gereği Han'a geri verilmeyen bir at... Gelenek nedir bilmez bir Han olunca hikayemizde, pire için yorgan yakmak misali, at için kızının hayatını yakan bir Han olunca, aşıkların efsanesi doğmuştur Ağrı Dağı'nın eteklerinde. Okurken günümüzden uzaklaşıyor, adeta Ahmet'in aşkına şahit oluyoruz, onun aşkında boğuluyoruz. Anadolu topraklarında buram buram Anadolu kokan bir hikaye, şiirsel bir dil ile karşılıyor bizi. Hem Yaşar Kemal Anadolu'yu en iyi anlatan yazarlarımızdan biri değil midir? Daha ilk satırlardan elimizden tutup bizi Anadolu'ya şöyle çekiyor Yaşar Kemal;

"… Ve her yıl Ağrı Dağı’nda bahar gözünü açtığında, çiçeklerle keskin kokular, renklerle, bakır rengi toprakla birlikte Ağrı Dağı’nın güzel, kederli kara gözlü, iri yapılı, çok uzun, ince parmaklı çobanları da kavallarını alıp Küp gölüne gelirler. Kırmızı kayalıkların dibine, bakır toprağın, bin yıllık baharın üstüne kepeneklerini atıp gölün kıyısına fırdolayı otururlar. " 

Peki yalnızca aşk mıdır bu incecik kitapta bize anlatılan? Elbette değil! Anadolu kültürü, ananeleri, batı kültürüne yönelik eleştriler, insan karakterine, adalete, dik duruşa, hayata bakış açılarındaki farklılığa kadar insana dair her şey Yaşar Kemal'in bu kendi ince, içeriği derin kitabında! Şiddetle tavsiye edilir!

''...şu insanoğluna akıl ermez, diyordu. Bir incecik kavaldan koskoca, kükremiş bir dağ çıkarıyorlar, diyordu. Şu insanlar, şu dünyada var oldukça her şeye akıl erdirecekler, kartalın uçuşuna, karıncanın yuvasına, ayın, günün doğuşuna, batışına, ölümüne, kalıma, her şeye akıl sır erdirecekler. Karanlığa ışığa, her şeye, her şeye akıl erdirecekler, tek insanoğluna güçleri yetmeyecek. Onun sırrına ulaşamayacaklar.''

"Görenin kanını kaynatan, uzak, bilinmez bir dünyanın ateşine alıp götüren bir tadı vardı duruşunun, bakışının."

"Ağrı, doruğuna varan hiçbir adamı bırakmaz, tutar taşa çevirir..."

"Şu insanlar, şu dünyada var oldukça her şeye akıl erdirecekler, kartalın uçuşuna, karıncanın yuvasına, ayın, günün doğuşuna, batışına, ölüme, kalıma, her şeye, akıl sır erdirecekler"

''Biz hep böyle, her şeyde birlik olsak, kimse bize diş geçiremez. Bize dağlar, şahlar dayanamaz. Hiç kimse... Yeter ki böyle birlik olalım.''

"Her şey, her şey bitmişti. Her şey. Bu korkunç acıyı ta yüreğinde duydu. Dayanamazdı. Şimdi ne yapacaktı? Nereye gidecek, kime sığınacaktı? İliklerine kadar sevdayla dolmuştu. Gerçekten Ahmedi sevmemiş miydi?"

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Comment
    Facebook Comment

2 yorum:

  1. Selam.
    Yazarı çok ama çok seviyorum.
    Ve o kadar geç kalmışım ki okumaya..... üzüldüğüm şeylerden biridir.
    İyi haftalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhabalar; ben de geç başladım ne yazık ki ama hiç tanışmamış olmaktan iyidir diye kendimi teselli ediyorum. Size de iyi haftalar

      Sil