Dişi Kurdun Rüyaları - Cengiz Aytmatov


Kitabın Adı: Dişi Kurdun Rüyaları
Yazar: Cengiz Aytmatov
Çeviren: Refik Özdek
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Basım Tarihi: 2016 (23. basım)
Sayfa Sayısı: 390
Kalemi ile yalnızca Türk dünyasında değil, bütün dünyada iz bırakmış olan Cengiz Aytmatov'un Dişi Kurdun Rüyaları kitabı bugün blogda bizlerle. Gelin kısaca kitabın konusuna bir göz atalım.

Issık Gölü'ne uzanan dağlarda yaşayan dişi kurt Akbar ve erkek kurt Taşcaynar ile başlıyor hikayemiz. Issık Gölü Aytmatov'un kitaplarında bolca karşımıza çıkar. Hatta yazar Issık Gölü'nü şu şekilde anlatmıştır Aytmatov;

“...Bu sırada o mavi göl muazzam kayalar kaosunun ve kar yığınlarının arasından gökyüzünü inceliyor, suyun karanlık derinliklerini kucaklıyor ve canlı bir vücut gibi yumuşak, güzel ve yavaş hareketli dalgalarından oluşan kaslarını şişiriyordu. Amaçsız doğan ve ölen dalgalardı bunlar. Sanki gecenin karanlığı bastırınca patlak verecek bir fırtınayı karşılamak için göl bütün kuvvetini toplamakta, enerji biriktirmekteydi...”

Bir sonbahar günü üç yavru doğurur Akbar, Onlara doğayı ve hayatı öğretmek için ava çıkarlar, ancak bu av onların mutlu günlerinin sonu olacaktır. Sayga avına çıkanlar sadece Akbar ve ailesi değildir, insanlar da bu hayvanların peşine düşmüşlerdir. Akbar ve ailesinin ava giderken avlanmak olarak niteleyeceğimiz bu olayı bize başka bir olayın daha kapısını açar. Ava gelen insanların arasındaki Abidias ile tanışırız. Papaz okuluna giderken fikirleri ile aldığı eğitim çatışınca oradan uzaklaştırılan Abidias kendini bir gazetede çalışırken bulur. İşte buradan itibaren Aytmtov'un kaleminden okumaya alışık olduğumuz Sovyet Dönemi politikasına ilişkin bir hikaye bizleri alır götürür.

Biraz matruşkaya benzettim ben kitabı, öykü içinde öykü... Önce insanların doğaya, doğal hayata ve hayvanlara verdiği zarar en acı yüzüyle hayvanların gözünden karşımıza çıkıyor, sonra dönemin siyasi ve politik olayları ile komunizmden bahsediyor yazar. Ardından gençler için hala büyük bir sorun olan uyuşturucuya parmak basarken, dini ögelere de değinmeden bitirmiyor hikayesini. Tabi Aytmatov okuyanların aşina olacağı üzere Kırgız diyarında yaşıyormuşcasına oraları gözlerinizin önüne getirebileceğiniz betimlemelerle sizi hikayede dolaştırıyor Aytmatov. Yazarın betimleme gücünün yanında bir diğer başarısı da, 400 sayfada pek çok konuya değinmiş olmasına karşın her birini birbiri içinde o kadar güzel yediriyor ki, havada kalan ya da olmamış diyebileceğiniz hiçbir nokta bırakmıyor sizlere.

Kapağını kaparken içinizi buracak ancak eminim çoğunuzun iyi ki okudum diyeceğiniz bir eser!

"Kalabalığın içinde insan tektir, kendi kendine kalınca yapayalnızdır”

“İnsan bugün kendini olduğu gibi kabul eder, ama onun tabiatında yarın başka biri olmak vardır. Çok iyi yaşıyorsan bile, yarın çok daha iyi yaşamayı istersin.”

"İnsan için en güç olan, her gün insan olarak kalmasıdır."

"Arkadaşlar, biz bu savaşı kaybettik. Her savaşta bir kazanan, birde kaybeden vardır. Kavga zaten bunun için yapılır. Çok kan döktük, bizim de kanımız çok aktı. Her iki taraftan ölenler oldu. Artık geri dönülemez. Ben bu savaşta ölen dostlardan da düşmanlardan da özür diliyorum. Savaşta ölen bir düşman artık hasım olmaktan çıkar."

"Bir adam için kendi ölümünü aşan bir felaket yoktur, ama bir ana, karnında besleyip doğurduğu evladının ölümüne tanık olunca, onun acısı iki kat daha fazla olur."

"İnsanlar kendileri yaşıyor, ama başka canlıların, özellikle de onlara bağımlı olmadan yaşamak isteyen ve buna hakları olanların yaşamalarını istemiyorlardı."

"Kalbi sevmek için yaratılmış olan, hiç aşık olmamalı."

"Çünkü her ideoloji esas olarak yalnız ve yegâne gerçeğe kendilerinin sahip olduklarını iddia ederler."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder