Uğultulu Tepeler - Emily Bronte


Kitabın Adı: Uğultulu Tepeler
Orjinal Adı: Wuthering Heights
Yazar: Emily Bronte
Çeviren: Naciye Akseki Öncül
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Tarihi: 2016
Sayfa Sayısı: 416
Geçtiğimiz haftalarda Üst Kattaki Deli Kadın kitabını okuduktan sonra Bronte kardeşlerin kitaplarını okuma isteği geldi. İlk kitap olarak da Emily Bronte'nin Uğultulu Tepeler kitabını seçtim. Evet klasikleşmiş bir kitap ve evet ben daha yeni okuyorum :/

Kitapla ilgili ilk olarak söylemek istediğim şey, 1847 yılında yayımlanmış olması. Kadının adının olmadığı bir dönemde bir kadının elinden yıllardır ses getirebilen bir kitap çıkması büyük başarı. Üstelik bu romanın Emily Bronte'nin yazdığı ilk ve tek roman olduğunu düşünürsek (maalesef kitabı yazdıktan 1 sene sonra vefat etmiş), daha fazla eser bırakması halinde edebiyattaki yerinin nereye gelebileceğini hayal edemiyorum.

Öykümüz, Uğultulu Tepeler'e gelen birinin dinlemek istediği bir hikaye ile başlar. Kendimizi Catherina ve Hindley Earshaw'ın çocukluğunda, babalarının bir seyahatten döndüğü dönemde buluruz. Bay Earnshaw seyahatten yalnız dönmemiştir, yanında bir de yoksul bir çocuk olan Heathcliff vardır. Uğultulu Tepeler'in kaderi de Heathcliff gelmesi ile değişecektir. Catherina bir süre sonra Heathcliff ile sıkı bir ilişki kursa da, Hindley onu babasını ve hayatını elinden çalan bir tehlike olarak görmektedir. Heathcliff ve Catherina arasındaki yakınlığa rağmen, Catherina'nın sınıf olarak kendini yakın gördüğü Linton ailesinden biri ile evlenmesi, Heathcliff'in hayatında dönüm noktası olur. Bir süre ortalıktan kaybolan Heathcliff, yaşadığı acıların intikamını iki aileden de almak üzere geri dönecektir. İşte hikayenin bu kısmından sonra Heathcliff'in iki aileyi dağıtmak uğruna kendi hayatı ile de nasıl kumar oynadığının hem acıklı hem de okuyanı kızdıracak olan hikayesi başlar. Devamı kitapta :)

Kitap türü bakımından oldukça ilginç geldi bana. Aslında ilk okunuşta bir aşk hikayesi gibi görünse de, detayında nefret ve korku öğelerini barındırıyor. Böyle aşk üzerine kurulu hikayeleri pek sevmesem de Emily Bronte'nin farklı duyguları çok iyi bir şekilde harmanlayarak bize sunmuş olması kitabı sıkılmadan, aksine konu içine çekilerek okumamı sağladı. Hani bir de romanlarda herkesin bir favori karakteri olur ya, insan bir kitapta hiçbir karakterden mi hoşlanmaz!!! Buna rağmen büyük keyifle okuttu kendini orası ayrı. Sanırım bu da kitapta "tutku"nun yoğun bir şekilde okuyana aktarılmasından geliyor. Okuyunuz efendim!

"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz. Bizi birbirimizden ayıran tek şey kalplerimizin özelliğidir. Eğer temiz ve güzel bir kalbiniz varsa, bu dışınıza yansır. Fakat kararmış, herkesin kötülüğünü isteyen, kıskanç biriyseniz, kalbinizin kötülüğü yine yüzünüze yansır. Ve dünyalar güzeli olsanız bile, kalbinizin karanlığı güzelliğinize gölge düşürecektir."

"Bu sırada talihsiz varlığımı onlara belli etsem, Heroton Earnshaw beni diliyle olmasa bile gönlünden cehennemin yedi kat dibine gönderirdi sanırım."

"Gururlu insanlar kendileri için keder yaratırlar."

"Zaman bu sevgiyi değiştirecek, tıpkı kışın ağaçları değiştirdiği gibi..."

"Artık öyle bir hale gelmiştim ki, hiçbir şeye şaşırmıyor, hiçbir şeye hayret etmiyordum. Darağacının dibine geldiğinde bile cüretkârlığından taviz vermeyen caniler gibi olmuştum..."

"Suda canıyla boğuşan bir adama kıyıya bir kulaç kala durup dinlenmesini söylemek gibi bir şey bu! Kıyıya varınca zaten dinleneceğim ama önce o kıyıya varmam gerek."

"Onu yakışıklı olduğu için değil, kendimden çok bana benzediği için seviyorum,Nelly. Ruhlarımızın neyle yoğrulduğunu bilmiyorum ama onunkiyle benimki aynı hamurdan."

Keyifli okumalar =)


Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder