Efrasiyabın Hikayeleri - İhsan Oktay Anar


Kitabın Adı: Efrasiyab'ın Hikayeleri
Yazar: İhsan Oktay Anar
Yayınevi: İletişim Yayınları
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 245
Bugün blogda benim çokça sevdiğim bir yazarın çokça sevdiğim bir kitabı olan Efrasiyab'ın Hikayeleri var. Gelin öncelikle kitap tanıtım bültenine bakalım;

"Çok uzak zamanlarda değil, günümüzün otuz, bilemediniz elli yıl öncesinde, üstelik hep "ülkemizde" geçiyor Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri. Ancak... Sanki o zamanlardan ve o mekânlardan değil de, başka zaman ve mekânlardan, hatta başka dillerden aşina olduğumuz hikâyeler... Yani, Puslu Kıtalar Atlası'nı ve Kitab-ül Hiyel'i okumuş olanların tahmin edebilecekleri gibi, üzerine söz söylemesi zor, "içine dalması" keyif verici kitaplardan: Estetik'le oyun'un, mizah'la felsefe'nin bir edebî buluşması..."

Yazarın Puslu Kıtalar Atlası ve Kitab-ül Hiyel kitaplarını daha önce okumuş ve blogda paylaşmıştım, İsteyenler buradan ve şuradan blogdaki yazılara ulaşabiliriler :) Efrasiyab'ın Hikayeleri'nde de en az ilk iki kitaptan aldığım kadar keyif aldım. Okuyucularının aşina olduğu üzere İhsan Oktay Anar'ın büyülü bir dili var. Kelimeleri alelade bir araya getirmekten öte adeta dans ettiriyor. Felsefe, tarih ve fantastik ögeler arasında bizi edebiyat şöleni bekliyor bizi.

1960'ların ortasında Anadolunun göbeğinde bir yerdeyiz. Ölüm ile yaşam bir araya geliyor Efrasıyab'ın Hikayeleri'nde. Kitapta insan vücuduna bürünmüş Ölüm, artık yaşını başını almış olan Cezzar Dede'nin canını almaya gelmiştir. Ancak aralarında geçen bir takım olaylar neticesinde Ölüm ve Cezzar Dede kendilerini bir oyunun ortasında bulurlar. Ölüm Uzun İhsan Efendi'yi (Anar okuyucularının iyi tanıdığı bir karakter) bulup onun canını alana kadar ikili birbirlerine hikayeler anlatacak ve Cezzar Dede'nin anlatıtğı her hikaye için ona 1 saat ek yaşama hakkı verecek. İşte aralarındaki bu oyun sayesinde bizler de din, aşk, korku ve cennet üzerine birbirinden güzel hikayeler dinlemiş oluyoruz.

İhsan Oktay Anar'ın en güzel yönlerinden biri insanı okurken düşünmeye sevk etmesi. Hikayeleri yalnızca okumuş olmak için okumak ile kalmıyorsunuz ayrıca bu konular üzerine düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Diline gelecek olursak, kendi adıma Puslu Kıtalar Atlası ve Kitab-ül Hiyel'e göre daha yalın bir dil bizleri karşılıyor. Ancak yine de okurken "evet, bu Anar'ın yazım üslubu" diyebiliyorsunuz. Oldukça keyifli ve okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap!

"Çünkü ihtiyarlar zaten, evlatlarının mürüvvetini görüp Hac farızalarını yerine getirmiş, ona buna borçlarını ödeyip kefen paralarını bitirirmiş olduklarından, Ölüm'le karşılaştıklarında gençler gibi mazeret beyan etmezlerdi."

"Evet, çocukluk cennetin ta kendisiydi ve cennet de seyredilmeye değerdi."

" Kavuşunca meşk, kavuşmayınca aşk olduğunu söylerler. Sevgisini kalbinde taşıdığı sürece herkes ona kavuşmuş demektir bana göre."

"llimdâr yemin billah ederek rahiplerin onu bırakmadığını söylese de, bu inanılması zor bir şeydi: Okuyup üflemek, geçkin kızlara koca düşürmek gibi kerametleri olmayan bir evliyanın dünyaya ve âleme ne faydası olurdu ki?"

"Kendisinin asla sahip olmadığı ve olamayacağı bir yeteneğin ürününe bakıyordu: Bu, tekniğin değil, güzelliği görebilme becerisinin bir eseriydi."

"İlim sonsuz iken,ömür sınırlı."

"Artistik ve ahlaki değerlere asırlar boyu bir türlü erişemedikleri için bunlar uğruna bir ömür harcamayı enayilik olarak gören ve güzelliği üretmek yerine onu para, şiddet ya da kurnazlıkla elde etmeyi fazilet sayan insanların ülkesindeki okullarda, en az rağbet gören ve pek ciddiye alınmayan bir ders de resimdi."

"Bu haliyle o, Tanrı'nın insanlara öğrettiği iyiyi tanıyan, fakat iyiliğin tadını çıkarmak yerine başkalarını kötülükle itham eden bir ahlâkçı gibiydi. Kısacası güzellik, adamın içine bir türlü girmemişti."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder