Az - Hakan Günday



Kitabın Adı: Az
Yazar: Hakan Günday
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım Yılı: Nisan 2011 (1. baskı)
Sayfa Sayısı: 355
Kinyas ve Kayra ile hayatımıza girmiş ve Türk Edebiyatı'nda kendine sağlam bir yer edinmiş yazar Hakan Günday'ın AZ kitabını blogda bizlerle. 

Gelin kitabımızın konusuna şöyle bir göz atalım. İkisi de aynı ismi ve benzer kaderi paylaşan iki genç başkahramanlarımız, Derdâ ve Derda. İkisi de hayatları elinden alınan çocukların hikayelerini anlatıyor bizlere. İki çocuk, iki kaybolan çocukluk, şiddet, acı, hüzün ve daha nicesi... Derdâ 11 yaşında iken okuldan alınmış, mal mülk uğruna bir tarikat şeyhinin oğluna peşkeş çekilmiş bir çocuk. Hayallerinde dersleri varken bir anda kendinden yaşca büyük, tanımadığı bir adamın yatağında karşılar gerçekler onu. Sonrası mı... Cinsel şiddet, fiziksel şiddet, psikolojik şiddetve en sonunda içinden çıkmak için debelendiği bir bataklık...

Derda ise babası hapiste, annesi hasta, mezarlık çocuğu diye bilinen, gecekondu mahallesinde ayakta durmaya çalışan ruhu yaşından çok önde büyümek zorunda bırakılmış bir çocuk. Evlerinin dibindeki mezarlığa gelen ziyaretçilerden, temizlediği mezarlıklar için aldığı bahşişler hayatının tek gerçeği. Ta ki annesi hastalıktan ölüp, koca dünyada bir başına kalana kadar. İşte o zaman gerçek hayatın kötülüğü ile yüz yüze gelmiş ve hayat ona yuvası olarak hapishaneyi seçmiştir. Buradan sonra ise yıllar sonra Derdâ ve Derda'nın hayatlarının kesişme hikayesidir.

Kitabı okurken pek çok yerin altını çizdim. Beni derinden etkileyen pek çok kısım oldu kitapta. İki çocuğun da hikayesini kendi içerisinde ayrı ayrı sevdim, ikisinden de çok başka etkilendim. Hayat maalesef herkese adil değil, biz yetişkinler bu adaletsizliğin üstesinden belki kendi çapımızda bir şekilde geliyoruz. Peki ama ya çocuklar? Onlar yetişkinlerin hatalarının cezalarını küçücük omuzlarında sırtlanmak zorunda bırakıldıklarında bu yükün altında nasıl eziliyorlar hiç düşündünüz mü? Ya da üstesinden gelebilmek adına nasıl yanlış yollara sapıyorlar. Az, biraz da bunun hikayesi. 

AMA, diyelim ve devam edelim.

Kitapta o kadar çok tesadüf var ki, bir noktadan sonra beni rahatsız etmeye başladı. İnsan hayatında elbette tesadüfler var, ancak kitapta tesadüfler benim için kurgunun önüne geçti, bu da ister istemez bir hoşnutsuzluk yarattı. Okuduğum için pişman mıyım, tabi ki hayır, peki muhakkak okuyun der miyim, toplumun kanayan yaralarından biri olan çocuklara değindiği için okunası, ama tümü ile ele alındığında ise tercih size kalmış diyebileceğim bir kitap oldu.



"Ben ölüyüm! Bunu anlayabiliyor musun? Ölü! Sadece daha gömülmedim, o kadar."

“‎Belki de hayat yanlış anlayınca güzeldi. Sadece yanlış anlayınca. Ama her şeyi.” 

“Çünkü eğer bu dünyada bir yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. Eğer bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu da bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı.” 

“Herkesin öyle bir hikâyesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği. Çünkü kimsenin dinlemediği... İçine atmak, diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?”
“Yok olup gitmekten korkmuyordu. Var olmaktan yeterince korktuğu için...” 

“O günden sonra Derda, hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. Çünkü derdi korku değil, korkuyu beklemekti. Ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. Bir zamanlar birinin yazdığı gibi.” 

“Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse, neye neden olduğunu önceden bilmediği için... Çünkü her davranışının zaman içindeki bütün sonuçlarına önceden tanıklık eden kişinin ilk tepkisi, büyük ihtimalle, durmak olurdu. Durmak ve durdurmak. Dehşet içinde. Hareket etme korkusundan kalbi durana kadar. Çünkü her hareketin nihai sonucu acıydı ve belki de, insanoğlu bunu bilse, hiç doğmazdı. Belki de daha kötüsü, bütün bunları bilse de doğmaya devam ederdi.”

“Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi… Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…”

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder