Fransız Teğmenin Kadını - John Fowles


 Kitabın Adı: Fransız Teğmenin Kadını
Orjinal Adı: The French Lieutenant's Woman
Yazar: John Fowles
Çeviren: Aslı Biçen
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Basım Tarihi: 2017 (12. basım)
Sayfa Sayısı: 480
Adını çokça duyduğum ancak henüz yeni okuma şerefine nail olduğum bir John Fowles kitabı olan Fransız Teğmenin Kadını bugün blogda bizlerle. İngiliz edebiyatının öncülerinden olan Fowles, her kitabında olduğu gibi bu kitabında da bizi ellerimizden tutup konunun içine sürüklemiş. Gelin kısaca kitabımıza göz atalım.

Kitabın geçtiği zaman dilimi benim fazlası ile ilgimi çeken dönemlerden biri olan Viktorya dönemi. Hal böyle olunca da "kuralcı" hayat anlayışının toplumun her kesminde ağırlığını fazlası ile hissettirdiği bir hava tasvir ediliyor kitapta. Bir İngiliz kasabasındayız ve burada yaşayan Sarah Woodruff yani nam-ı diğer Fransız Teğmenin Kadını ile tanışıyoruz. Sarah, yaşadığı dönemin ve toplumun kurallarına inat, kendi hissettiklerini yaşamakta direten bu yüzden halk arasında bir nevi mahkum edilmiş, yaşadığı çağın çok ilerisinde görüşlere sahip bir kadın. Gönlünü kaptırdığı ve sonrasında evli olduğunu öğrendiği bir teğmen yüzünden günahkar ilan edilmiş ve adeta dışlanmıştır. İşte bu sırada Fowles bizi Charles ile tanıştırıyor. Eğitimli ve toplumun üst tabakasına dahil olan Charles, "statü"süne uygun bir evlilik yapma arefesinde iken Sarah'ın hayat hikayesinden etkileniyor ve buradan sonra akıl ile kalbinin çatışması arasında gidip geliyor. 

Bu yazdıklarımdan ötürü iki kadın arasında kararsız kalmış bir erkeğin aşk hayatını mı anlatıyor bu kitap derseniz, cevabım hayır. En tutucu çağlardan biri olarak tanımlanabilecek Viktorya dönemini,o dönemde kadının toplum içindeki rolünü, kadının görevinin erkeğine boyun eğmek, evini çekip çevirmek ve çocuk büyütmek olduğu bir çağda toplumdan dışlanma pahasına kendi isteklerinin peşinden koşabilecek cesareti gösterebilen bir kadını, bastırılan cinselliği, aşk ile mantık arasındaki bıçak sırtı yolda tercih yapmak zorunda bırakılan bir erkeğin dramını okuyorsunuz. Ayrıca Fowles'in mükemmel betimleme yeteneği sayesinde birden bire kendinizi Viktorya döneminde buluyorsunuz. Ayrıca kitabın sonunun sizi ters köşe yapacağını da belirtemeden geçmek istemiyorum ;) 

Tavsiyedir...

"Çağımızın sözde en büyük tasası zaman kıtlığıdır:  Toplumlarımızdaki zeka ve paranın son derece büyük bir bölümünü işleri daha hızlı yapmak için harcamamızın nedeni, bilime ve bilgeliğe karşı duyduğumuz çıkar tanımaz sevgi değil, budur; insanoplunun nihai amacı mükemmel bir insanlığa değil de şimşek olup çakmaya, ışık hızına ulaşmaktır adeta. ..... Mesele insanın yapmak istediği her şeyi sahip olduğu zamana sığdırması değil, önünde uzanan uçsuz bucaksız boş zaman revaklarını yaptığı işi uzatarak doldurmasıydı."

"Zaten onun hıçkırıkları kendini bilmez bir hakareti önceleyen histerik gözyaşları değildi, hislerinden çok durumunun neden olduğu derin bir acının yarattığı, sargıdan ağır ağır, dur durak bilmeden sızan kan gibi gözyaşlarıydı."

"Dünyqnın bir makine değil bir organizma olduğunu biliriz. Akıllıca yaratılmış bir dünyanın onu yaratandan bağımsız olması gerektiğini de biliriz; planlanmış bir dünya ölü bir dünyadır. Karakterimiz ve olaylarımız ancak bize karşı çıkmaya başladıklarında canlanır."

"Dinleyicisi kendine ihtiyaç duyulduğunu hissediyprdu vekendisine ihtiyaç duyulduğunu hisseden bir kız yarı yarıya aşık olmuş demektir."

"Sadece uyurken mutlu oluyorum. Uyandığımda kabus başlıyor. Kendimi ıssız bir adaya düşmüş, hapsedilmiş, lanetlenmiş gibi hissediyorum ve ne suç işlediğimi bilmiyorum."

"Yabancı biri...hem de karşı cinstense... genellikle en az önyargılı olan yargıçtır."

"En masum yüzlerin ardında en büyük fesatlar gizliydi."

"Ama insanın kendi çıraysa yangınla savaşmaya kalkması umutsuz bir çabadır."

"Ölüm nesnelerin doğasında değildir; onların doğasıdır."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder