Veba - Albert Camus


 Kitabın Adı: Veba
Orjinal Adı: La Peste
Yazar: Albert Camus
Çeviren: Nedret Tanyolaç Öztokat
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Tarihi: 2016
Sayfa Sayısı: 277
Bir zamanlar okuduğum Daniel Defoe'nin Bir Veba Yılı Günlüğü kitabından oldukça etkilenmiştim. İnsanların çaresizliklerinin bu kadar net bir şekilde kağıda dökülmesi bende çok farklı duygular uyandırmıştı. O kitabın ardından yine böyle bir kitap arayışı içerisindeydim ki karşıma Albert Camus'un Veba'sı çıktı. Ve ben yine aynı hislerle kapadım kitabın son sayfasını.

Cezayir'in bir Fransız kenti olan Oran'dayız. Her şeyin sıradan olduğu bir güne gözlerini açıyor Oran halkı. Hayat telaşı, işlerine gidenler, evlerinde günü karşılayanlar... Bu sıradanlığı bozulması ise insanların evlerinin önünde ölü fareler bulmaya başlaması ile oluyor. İlk başlarda bu durum ölü fareleri temizlemek zorunda olanlar dışında kimsenin dikkatini çekmezken, kısa bir süre sonra fare ölülerinin çokluğu halk arasında da huzursuzluğa yol açar. İlerleyen günlerde bu ölümlerin nedeni anlaşılır, veba. Fareler ile başlayıp insanlara sirayet eden veba tüm şehirde hayatı bir anda değiştirir. Bizler de insanların bu dehşet hastalık ile verdikleri mücadeleyi bir doktorun, bir gazetecinin ve bir rahibin gözünden izleme imkanı buluruz. Buradan sonrası acı, çığlık, karantina, çaresizlik, toplu ölümler, toplu gömülmeler...

Camus, bir hastalığın toplum üzerinde meydana getirdiği kısıtlamaları çok akıcı bir örgü ile anlatmış bizlere. İlk aşamasında adeta bir grip virüsü muamelesi görmüş bu hastalık ile, "salgın" kelimesinin dile getirilmeye korkulmasınından ötürü bir süre hakettiği şekilde mücadele edilememiştir. Öyle ki, yönetim katındakiler hastalığın gerektirdiği önlemleri alabilmek için durumu salgın olarak ilan etmeleri ve salgının beraberinde bir çok kısıtlamayı da beraberinde getireceğinden ötürü bir süre buna yanaşmazlar. Ancak ölü sayısı haftalık olarak yüzleri bulmaya başlayınca daha fazla direnmenin anlamı olmadığını kavrayıp şehri karantinaya alırlar. Karantina ile birlikte de insanlar sadece psikolojik olarak değil fiziken de esir düşmüş olurlar. Kentin kapıları kapanmış, sınırlara askerler dikilmiştir. Karantina öncesi kısa süreliğine şehir dışına çıkanlar şehre girememekte, şehri ziyarete gelenler ise dışarı çıkamamaktadır. Bu durum insanların sevdiklerindne ayrı düşmesine neden olmaktadır.Oran halkı bir yanda ölümün soğuk nefesini enselerinde hissederken, bir yandan da özlemin kavurucu ateşini yüreklerinde taşımaktadırlar. Her gün gözleri önünde acı içinde ölenleri izlemek zorunda kalan insanlar bu yükün psikolojik baskısı altında ezilmektedirler. Acaba sıra bana ne zaman gelecek endişesi içerisinde elleri kolları bağlı bir hayat süren toplumun çektiği ruhsal savaş, Camus'un kaleminden gözler önüne serilmekte.

İleriki yıllarda yeniden okunacaklar listeme şimdiden girdi bile! Tavsiyemdir!


"Tamam! Hepimiz delireceğiz, orası kesin."

"Sana bütün bunları kim öğretti, Doktor?" Yanıt anında geldi. "Acı çekmek."

"İnsanlar yalnız felaketi yaşarken gerçeğe kendilerini kaptırırlar; yani susarlar."

"Bazen insanın bilmeden acı çektiği olur."

"Bir şehri tanımanın en kolay yolu, oradaki insanların nasıl çalıştıklarını, nasıl seviştiklerini, nasıl öldüklerini öğrenmektir."

"İçimdeki isyandan hiçbir şey hissetmediğim saatler var bu kentte."

"Hastalar için tatil yok."

"İnsan acı çekmeyi ya da uzun süre mutlu olmayı beceremiyor."

"Tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır."

"Bir vebalı olmak çok yorucudur. Vebalı olmamayı istemekse daha da yorucudur. İşte bu nedenle herkes yorgun gibi duruyor, çünkü bugün herkes biraz vebalı."

"Dünyada her kötülük,daima bilgisizlikten gelir"

"Sanırım yiğitlik ve azizliğe karşı eğilimim yok. Beni ilgilendiren, bir insan olmak."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder