Martin Eden - Jack London


 Kitabın Adı: Martin Eden
Orjinal Adı: Martin Eden
Yazar: Jack London
Çeviren: Levent Cinemre
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Basım Tarihi: Şubat 2018 (9. baskı)
Sayfa Sayısı: 517
Martin Eden'in en klasikleşmiş eserlerinden biri olan, ancak benim nedense 30'lu yaşlarımda ancak okuduğum ve ben neden bu kitabı bu kadar geç okudum diye hayıflandığım kitap olan Martin Eden bugün blogda (bir an başladığım cümle hiç bitmeyecek diye düşündüm!). Gelin bu güzel kitabımıza birlikte göz atalım.

Aslında bu kitaba sadece kurgu demek biraz yanlış olur. Kitap konusunun temelini biraz da London'ın kendi hayatından alıyor. Adından da anlaşılacağı üzere baş kahramanımızın adı Martin Eden. Sınıf ayrımının olduğu bir toplumda alt sınıfa mensup bir gemi işçisi olan Eden, bir kavga sırasında üst tabakadan Arthur'un hayatını kurtarınca, işler Eden için değişir. Arthur minnettarlığının bir göstergesi olarak Martin'i evlerine davet eder. Martin bu davet sırasında Arthur'un kız kardeşi Ruth ile tanışır ve daha ilk andan ona tutulur. Tabi hayatları arasında uçurumlar olan bu iki insanın o sırada yanyana düşünmek mümkün olmasa da, birlikte vakit geçirmekten pek hoşlanan bu ikili sık sık bir araya gelmeye başlar. Bir edebiyat öğrencisi olan Ruth, okumayı seven ama imkanı olmayan Martin'in zihninde yeni bir hayatın kapılarını aralar. Ruth'un seviyesine ulaşma arzusu ve içinde derinliğini yeni yeni keşfettiği öğrenme aşkı, Martin'i hayatını kazandığı denizlerden alıkoyar ve tüm güçlüklere rağmen kendine kitapların arasında bir dünya kurar. Bebek adımları ile ilerlerse de okuduğu her bir kitaptan kendisine faydalı olacak bir şeyler özümseyen Martin, kısa sürede potansiyelinin farkına varır ve ulaşmak istediği o "üst seviye" insanların aslında o kadar da matah olmadıklarını keşfeder. Bilgiye olan ihtiyacının su gibi elzem bir ihtiyaç olduğunu keşfetmesinin ardından uyumaya ayırdığı bir kaç saatin dışındaki her anını ya okumaya ya da yazmaya ayıran Martin, okuduğu pek çok şeyden daha iyi yazabileceğine olan inancı ile hayatını yazar olma yoluna adar. Ancak onun kendisine inandığı kadar Ruth da dahil olmak üzere kimse ona inanmamakta, onun tüm bu çabasını beyhude olarak değerlendirmekte. Bizler de Jack London'ın o muhteşem kaleminden Martin Eden'in sınıflar arası farkın kendini iliklerine kadar hissettirdiği bir ortamda kendini keşfetme ve bu keşif sırasında yaşadığı derin hayal kırıklıklarının öyküsünü dinleriz.

Öncelikle kitap hakkındaki fikrimi kısaca belirteyim, b-a-y-ı-l-d-ı-m! Bir insanın önüne çıkan tüm engellere karşı kendi tutkusu için savaşması, bu savaş sırasında ruhen büyük yaralar alması, buna rağmen farkındalığını yitirmeyerek hayatta nelerin gerçekten önemli olduğunun vurgulanması, insanların iki yüzlülüklerinin ve para ile biçilen kişisel değerlerin ahlaksızlığının insanın yüzüne tokat gibi çarpıldığı bir kitap! Okumadıysanız muhakkak okuyun, hatta bir de peşine Beyaz Diş'İ okuyun derim!


"Bu acı ölüm değildi, sersemlemiş bilincinde bocalayarak dolaşan düşünceydi. Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, bu insanı yasa boğan his."

"Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler."

"Gözleri görmek için yaratılmıştı ama dünyanın bitmez tükenmez meșgalelerine o kadar odaklanmıştı ki, gözlerini bir kere bile kendine çevirerek kim olduğunu görmeye çalışmamıştı."

"Yazamayan insanlar , yazan insanlar üzerine çok fazla şey yazıyorlar."

"Yaşama sevgi beslemeyen varlık, yok olma yoluna girmiş demektir."

"Bir zamanlar öylesine saftım ki; yüksek mevkilerde oturan, iyi evlerde yaşayan, öğrenim görmüş ve bankalarda hesapları olan insanları saygı değer kimseler sanırdım."

"Bir kadının yüzüne bakıp sarhoş olacağımı hiç sanmazdım."

"Çok yol aldım bunu biliyorum ve daha gidecek çok yolum var. Sürünerek gitmek zorunda da kalsam bu yolu gideceğim."

Keyifli okumalar =)

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Comment
    Facebook Comment

2 yorum:

  1. Benim her ne kadar az sevdiğim kitaplardan olsa da çok büyük bir hayran kitlesi var bu klasiğin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimi meşhur kitaplarda bu oluyor herhalde, bende bazı kitaplar için benzer şeyleri hissediyorum :)

      Sil