Beni Kör Kuyularda - Hasan Ali Toptaş

beni kör kuyularda

Kitabın Adı: Beni Kör Kuyularda
Yazar: Hasan Ali Toptaş
Yayınevi: Everest Yayınları
Basım Yılı:  2019 
Sayfa Sayısı: 238
En sevdiğim yerli yazarlarımızdan olan Hasan Ali Toptaş'ın 2019 Kasım'ında çıkan Beni Kör Kuyularda kitabı bugün blogda bizlerle. Kitabı anlatmaya başlamadan önce şunu belirtmek isterim ki, Hasan Ali Toptaş okumaya başlamak için bence uygun bir kitap değil. Ancak ustanın kalemine, anlatım tarzına alışık, yazdıklarının arasında anlatmak istediklerini bulmayı sevenler için ise oldukça keyifli bir kitap. Dediğim gibi, eğer ilk defa Toptaş okuyacaksanız bu kitap ile başlamayın.

Ankara'da bir gecekondu mahallesinde, büyük kente büyük umutlar ile göçmüş dört kişilik bir aile başkahramanlarımız. Ancak bu ailenin sırtında taşıdığı öyle bir yük vardır ki, ne yapsalar o yükün ağırlığı altında ezilmekten kurtulamazlar. İki çocuklarından büyük olan Hüseyin, yıllardır kayıp, ölü mü diri mi kimse bilmemektedir. İlk sayfalarda evin kızı Güldiyar'ın babasının iş yerine öğle yemeğini götürmek için evden çıkması ile başlıyor asıl hikayemiz. Ancak o gün başına ne geliyorsa, eve döndüğünde aile için yıkım başlıyor. Güldiyar'ın eve dönüp bir daha konuşmamak üzere kendini hayata kapaması, önce aile arasında saklanan bir dram olsa da , zamanla önce komşuların merakı, çevredeki diğer insanların ilgisi derken, ailenin içinden çıkamayacağı, Güldiyar'ın adeta kafeste bir maymun durumunda perişan hale geleceği günlerin başlangıcı oluyor.

Hat kitaplarının hep bir özelliği vardır benim gözümde. İlk bakışta gördüğümüz hikayeden çok, o hikayenin altında anlattıkları ve bunları anlatırken kullandığı adeta sihirli dilidir mühim olan Hasan Ali Toptaş'ın. Yine çok iyi gözlemlediği topluma ilişkin eleştirilerini kendince anlatmış yazar. Bir tarafta çaresizliğin ne demek olduğunu hayatlarının her alanında hisseden insanlar, diğer tarafta ise insanların bu çaresizliklerini kan emici gibi son damlalarına kadar sömüren insanlar. Tüm bunları dört kişilik bir ailenin dramında harmanlamış yazar.

Hikayenin sonunda ucu açık o kadar çok konu kalıyor ki, belki bir başka yazarın kitabı olsa idi, bu durum beni aşırı rahatsız ederdi. Ancak en başta da dediğim gibi, Toptaş'ın üslubuna alışık olanlarınız için bu durum hiç de sorun olmayacaktır.

"...hayatları boyunca hayatına giren insanların çoğuna bir şekilde kötülük ettikleri için artık kendilerini bile sevemez hâle gelenler iyilik ve tevazu şarkıları eşliğinde, cumbuldata cumbuldata, başkalarının sevgisinde vicdanlarını çitiledi..."

"Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum."

"Sonra bir şey diyecekmiş gibi oldu ama tam ağzını açacakken vazgeçti nedense, diyeceklerini sustu."

"O böyle döner, Güldiyar da mor mor titreşen perdenin dibinde sessizce yatarken, dışarıdaki karanlık yavaş yavaş soğudu yine, camlar, çerçeveler soğudu, duvarlar soğudu, otlar soğudu, boşmuş gibi görünen doluluklar, doluymuş gibi görünen boşluklar soğudu, bayır soğudu, kurumuş derenin çamurları, taşları soğudu ve gece çatıların, avluların, ağaçların ve irili ufaklı cümle mahlukatın üzerine basa basa yürüdü...."

"...işte tüm bunlar, lüzumundan fazla televizyon seyretmenin neticesi! Tabii, iş yok güç yok, yayılıyorsunuz ekranın karşısına, sabahtan akşama kadar o abuk sabuk programları seyrediyorsunuz. Seyrettikçe de beyniniz uyuşuyor sizin, Allahıma, keçe gibi oluyor."

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Comment
    Facebook Comment

2 yorum:

  1. Çok seviyorum çok HAT'ı 🙏🏻 ve henüz okuyamadım bu romanını. Nedense samana yaymak, daha iyi bir zamanda okumak istiyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. HAT sevilmeyecek gibi değil ki...Şimdiden keyifli okumalar dilerim size :)

      Sil