Günler Aylar Yıllar - Yan Lianke


Kitabın Adı: Günler Aylar Yıllar
Orjinal Adı: Nian yue ri
Yazar: Yan Lianke
Yayınevi: Jaguar Yayınları
Basım Yılı:  2020 (1. baskı)
Sayfa Sayısı: 102
Çin Edebiyatı'nın güçlü kalemlerinden olan, okuduğum Günler Aylar Yıllar kitabını da Bir Kutu Kitap sayesinde tanıdığım Yan Lianke bugün blogda. Öncelikle kitaptan oldukça etkilendiğimi belirtmek istiyorum. Bir oturuşta bitebilecek ince ve akıcı bir roman ancak beni uzun süre etkisi altında tutacağı kesin.


"Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu." cümlesi ile başlıyor kitap. Balou Sıradağları çevresinde bir köyde geçiyor hikaye. Köy halkı kuraklıktan kavrulmaya dayanamayıp, evlerinin kapılarına kilit vurup birer birer terk ediyorlar doğup büyüdükleri yerleri. Su ve yiyecek ihtiyacı öyle zora sokmuş ki insanları, kimse ardına bile bakmadan kaçıyor köyünden. Bir tek ihtiyar adam ve kör köpeği kalır bu ıssız, yakan topraklarda. Aslında hem yaşlılıktır onu herkesin terk ettiği bu toprağa bağlayan, hem de kavrulmuş toprakta bir umut gibi yeşilini göğe uzatan bir mısır fidesi. Buradan sonra umudun hikayesi baş gösteriyor. Yaşlı adam, kör köpeğinin yoldaşlığında bir gün elbet köy halkının geri geleceğini düşünerek yeşertmenin uğraşında fidesini. Gecenin gündüze, günlerin aylara karıştığı bu hikayede yokluğun, açlığın, güneşin yakıcı kuraklığının orta yerinde siz de yaşlı adam ve köpeği ile birlikte o incecik umuda tutunmaya çalışırken buluyorsunuz kendinizi.

Her geçen günün bir öncekinden daha çetin olduğu bu hikayenin kapağını kapattığınızda düşünecek çok şeyiniz olacağına eminim. Bana hissiyat olarak biraz Aytmatov'un hikayelerini hatırlattı, onda da aynı çaresizlik, aynı yokluk, aynı hiçlik ama sizi içine çeken aynı derinlikte hikayeler olur hep.

Çok beğendim, şiddetle tavsiye ederim. Kitapla ilgili beni hüsrana uğratan tek şey, daha 2. yaprağını çevirdiğimde cildin ayrılması oldu. Umarım bu sadece bendeki baskıya has bir şeydir :(

"Haydi gidelim, dedi ihtiyar, ayın battığına inanmazsan yıldızların parladığını da göremezsin, şansımızı başka bir yerde arayalım."

"Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu."

"Yalnızlığının sesini dinlerken kalbindeki boşluğun bu kurak dünyadan çok daha uçsuz bucaksız olduğunu hissetti."

"Üç gün içinde öyle bir aç kalacağız ki ağzımızdan tek bir kelime çıkarabilecek dermanımız kakmayacak, işte o zaman hayat da kalmak istiyorsan beni parçalara ayırarak yemek zorundasın."

"Yetmiş iki yaşındayım,diye düşündü ihtiyar, benim geçtiğim köprüler sizin yürüdüğünüz yollardan daha uzundur."


Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönderme