İnsancıklar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski



Kitabın Adı: İnsancıklar
Orjinal Adı:  Bednye Lyudi
Yazar:  Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Yılı:  2017 (11.basım)
Sayfa Sayısı: 175
Klasik bir eserin tanıtımı var bugün blogda, Dostoyevski'nin İnsancıklar eseri. Bu eser aslında pek çok açıdan edebiyat tarihinde oldukça önemli bir yere sahip. Dostoyevski'nin henüz 24 yaşında kaleme aldığı İnsancıklar, onun büyük bir yazar olacağının ilk pırıltılarını saçtığı eseri olarak bilinir. Ayrıca kaleme aldığı ilk roman olması da, eserin önemini kat kat arttırıyor. 



Gelelim kitabın konusuna, adından da anlaşılacağı üzere, kitap "insancıklar"ı konu alıyor. 1800'lü yılların ortasında, Rusya'dayız. Alt mertebelere bir memuriyet sahibi olan Makar Aleksiyevich ile kitap boyunca uzaktan akrabası olarak bahsettiği henüz genç bir kız olan Varvara Alekseyevna'nın karşılıklı mektuplaşmalarını okuyoruz. İkili arasında akrabalıktan öte bir sevgili edasında geçen mektuplaşmaları, genel hatları ile okuduğumuzda karşılıklı gündelik hayatın zorluklarından ve birbirlerine olan ilgilerinden bahsediyorlar gibi görünse de, aslında dönemin Rusya'sının ekonomik durumuna ayna tutar nitelikte detaylar gizli satırların arasında. Çaya atılacak bir şekerin bile alınabilmesi için para biriktirmek zorunda olan dönemin yoksul insanlarının, yaşayabilmek için temel gereksinimlerini karşılamakta ne kadar zorlandıklarının, buna karşın yüksek mertebede olan insanların refah seviyesi ile arada ne kadar fark olduğunun çok güzel bir resmi çizilmiş kitapta. Kitabın son sayfasını kapattığınızda muhtemelen hissedeceğiniz en baskın duygu "acıma" duygusu olacak.


Belki okuma tatmini açısından sizi bir Yeraltından Notlar ya da Beyaz Geceler kadar etkilemeyecek, ancak Dostoyevski gibi bir yazarın hangi şartların yaşandığı toprakta, neler hissederek yazı yazma gereksinimi duyduğunun, bugün hafızamıza kazınmış olan yazar olduğunun anlaşılması açısından size yol gösterecek bir kitap.

"Edebiyat çok iyi bir şey, Varenka, çok iyi bir şey; bunu onlarda geçen üçüncü günümde anladım. Derin bir şey! İnsanların kalplerini güçlendiren, eğiten bir şey ve onların elindeki kitapta da bu konuda birçok şey yazılmış. Çok güzel yazılmış! Edebiyat bir tablo, yani bir tür tablo ve ayna; ifade tutkusu, ince bir eleştiri, edebe yönelik bir eğitim ve bir belge."

"Sefil insanın kaybedecek bir şeyi kalmamıştır.Yaşamaktan başka bir düşüncesi yoktur.Utanmayı bile unutmuştur.

“Kimseye yük olmamak bir ahlak dersidir;ben kimseye yük olmuyorum!Ben kendi ekmeğimi kazanıp yiyorum;doğru,kuru bir parça ekmek,hatta kararmış ekmek;ama çalışarak kazanılmış ,yasal ve hile hurda yapmadan elde edilmiş bir ekmek.”

"Yoksulluk elbette rahatsız edicidir. Yoksulun inlemesi, zenginin keyfini kaçırır. Nedendir dersin? Vicdanları rahatsız olduğu için mi keyifleri kaçıyor?"

"Bazen saklanır insan, saklanır, yakalanmamak için gizlenir, burnunun ucunu bile göstermeye korkar; yerini belli etmez, çünkü önyargı kol geziyordur, çünkü yeryüzünde başka şey kalmamış gibi, herkesin arasından seni bulup şamataya alırlar."

"Size şunu söyleyeyim,canım,insan yaşayıp gidiyor,ama hemen yanında böyle bir kitabın varlığını,bütün hayatının içine ilmek ilmek işlendiği bir kitabın varlığını bilmiyor."

"Seven hastalıklı bir kalpten başka size verecek neyim var ?"

Sitting Panda
Google Plus'ta Paylaş
    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönderme